En İyi Meslek Hangisi? Kariyer Planlamada Doğru Soru

Videodaki bölümler
  • 0:00 Giriş: Cevap Yağmuru
  • 0:53 Ayakkabı Mağazası
  • 1:51 Rehberlik Odası
  • 2:57 Üç Soru, Üç Basamak
  • 3:47 Birinci Basamak: İlgi
  • 4:42 İkinci Basamak: Beceri
  • 5:49 Üçüncü Basamak: Sektör
  • 6:50 Karanlıktaki Fil
  • 7:58 Sorun Hangi Basamakta?
  • 9:07 Basamak Basamak

“Hangi meslek daha çok kazandırıyor?”

“Daha çok vaktim var, sonra düşünürüm.”

“Herkes ne olacağını biliyor sanki, bir ben bilmiyorum.”

Lise yıllarında kafanın içinde bu cümlelerden biri ya da hepsi dönüyor olabilir. Bir de dışarıdan gelen sesler var: “Mühendisliğe girme, iş yok.” “Öğretmenlik bitti artık.” “Üniversite okuyacağına bir meslek öğren.” Komşu biliyor. Dayı biliyor. Kuzen biliyor. Telefondaki on beş saniyelik video da biliyor.

Peki bu kadar cevap varken, kafamız neden hâlâ bu kadar karışık?

Bardağa Atılan Toprak

Bir bardak su düşün. Yanına gelen herkes içine bir avuç toprak atıyor. Sonra da dönüp soruyor: “Neden hâlâ net göremiyorsun?”

Suyu durultmak için bir avuç toprak daha gerekmez. Belki eksik olan cevap değildir. Belki de mesele, sorduğumuz sorudur.

Bu yazıda sana bir meslek önermeyeceğiz. Onun yerine sorduğumuz soruyu birlikte düzelteceğiz. Meslek ailelerini ortaokul için anlattığımız Büyüyünce Ne Olacaksın? yazısını okuduysan, bu yazı onun lise yıllarındaki devamı sayılır.

Ayakkabı Mağazasında

Şu sahneyi hayal et. Bir ayakkabı mağazasına giriyorsun ve satıcıya soruyorsun: “En iyi ayakkabı hangisi?”

Satıcı bir an duraksıyor, sonra gülümsüyor: “Kimin için?”

Koşacak mısın, dağa mı tırmanacaksın, düğüne mi gideceksin? Ayağın kaç numara? Geniş mi, dar mı? Bu sorular sana hiç tuhaf gelmez; çünkü herkes bilir: Arkadaşının ayağında harika duran ayakkabı, senin ayağını vurabilir. Ama iş meslek seçimine gelince aynı soruyu hiç çekinmeden soruyoruz: “En iyi meslek hangisi?”

Oysa meslek de bir ayakkabı gibidir: yıllarca içinde yürürsün. Bir insanın doğası ile işi arasındaki bu örtüşmeye psikolojide kişi-meslek uyumu denir. İşini anlatırken gözleri parlayan insanlar, çoğu zaman bu uyumu yakalamış insanlardır.

En iyi meslek diye bir şey yoktur. Sana uyan meslek vardır.

Peki ayağının ölçüsünü nasıl alacaksın? Önce şu cümleyi aklının bir köşesine yaz: “Bu meslekte gelecek var mı?” Birazdan bu cümlenin içini açacağız.

Rehberlik Odasının Kapısı

Şimdi sahneyi değiştirelim. Rehberlik servisinin kapısı çalınıyor. İçeri onuncu sınıftan bir öğrenci giriyor. Telefonunda az önce izlediği bir video açık: “En çok kazandıran on meslek.” Derdini tek cümleyle özetliyor: “Hocam, bu meslekte gelecek var mı?”

Basit bir soru gibi görünüyor. Öğretmen de iyi niyetle cevap veriyor: O mesleği yapanların nerelerde çalıştığını, iş bulmanın ne kadar sürdüğünü anlatıyor. Öğrenci başını sallıyor. Ama yüzündeki huzursuzluk geçmiyor.

Sahneyi tam burada durduralım ve öğrencinin zihninden geçenlere kulak verelim:

  • “Ben bu işi sever miyim ki?”
  • “Dersleri çok zormuş… Ya başaramazsam?”
  • “Ya yıllarca okuyup… işsiz kalırsam?”

Duydun mu? Ortaya tek bir soru kondu ama zihinde üç ayrı soru dönüyor. Öğretmen birine cevap verdi; öğrenci ise üçüne birden cevap arıyordu. Pek çok öğrencinin kafa karışıklığı da buradan gelir.

Eksik olan bilgi değildir. Psikolojide buna bilişsel yük denir: Zihin aynı anda taşıyabileceğinden fazlasını taşımaya çalışınca ya paniğe kapılır ya da “Daha çok vaktim var” deyip konuyu ertelemeye başlar. Kafamız karışıyor, çünkü üç soruyu tek nefeste soruyoruz.

Üç Soru, Üç Basamak

Gel, o cümlenin içini açalım. “Bu meslekte gelecek var mı?” sorusunda üç soru saklı. Kulağa aynı konudan geliyorlar ama üçü de bambaşka yerlerden cevap bekliyor:

BasamakSaklı soruCevap nerede?
1. İlgiBu alana ilgim var mı?Sende. Ne bir öğretmen ne bir internet listesi bu soruyu senin yerine cevaplayabilir.
2. BeceriBu alanda beceri kazanabilir miyim?Emeğinde. Zamanla, sabırla, ter dökerek verilir.
3. SektörMezun olunca iş bulur muyum?Senin dışında. Senden bağımsız, sürekli değişen bir dünyada: iş dünyasında.

Görüyor musun? Bunlar yan yana duran üç soru değil; üst üste duran üç basamak. Tıpkı bir merdiven gibi. Ve merdiveni tek adımda çıkmaya çalışan tökezler. Peki ilk basamakta ne var?

Birinci Basamak: İlgi

İlk basamağın soruları dışarıya değil, içeriye sorulur. Kendine şunları sor:

  1. Çoğu kişinin yapmaktan kaçındığı, ama senin kimse söylemeden uğraştığın şeyler neler?
  2. Arkadaşlarına anlattığında onların tepkisiz kaldığı, senin ise kendini biraz yalnız hissettiğin konular hangileri?
  3. Hayali bir arkadaşın olsa, onunla hangi konuyu konuşmak isterdin?
  4. Çoğu kişinin vazgeçtiği bir zorlukta, sen hangisinde mücadeleye devam ediyorsun?
  5. Hangi işlerde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun?
  6. Zaman tamamen senin elinde olsa, neyle uğraşmak hoşuna giderdi?
  7. Gün boyu neyle uğraşırsan akşam “Bugün boşa geçmedi” diyebiliyorsun?

Bu soruların cevabı hiçbir internet listesinde, hiçbir videoda yazmaz. Sadece sende yazar. Kendini tanımanın yollarını daha ayrıntılı görmek istersen Öz-Farkındalık: Kendini Tanımanın Gücü yazımıza göz atabilirsin.

Ama dur. Bu sorulara cevap vermek, mesleğin henüz hazır olduğu anlamına gelmez.

İlgi sana bir meslek vermez. Bir yön verir.

Peki o yönde yürümek için ne gerekir?

İkinci Basamak: Beceri

İkinci basamakta işin rengi değişir. Burada artık merak değil; çaba, gayret ve disiplin konuşur. Çünkü soru şudur: Bu ilgiyi bir beceriye, insanların işine yarayacak bir ustalığa dönüştürebilecek misin? Farkı birkaç örnekle görelim:

İlgi (izlemek, sevmek)Beceri (yapmak)
Tarih belgeselleri izlerken heyecanlanmakKaynaklar arasında saatlerce sabırlı tarama yaparak eski bir arşiv belgesini okuyabilmek
Saatlerce oyun oynamakBir hatayı bulmak için aynı kod satırlarını gece yarısına kadar okumak
Müzik dinlemeyi sevmekParmak uçların acıyana kadar aynı akoru tekrar etmek
Hastane dizileri izlemekYüzlerce kemiğin, kasın adını tek tek öğrenmek

İlginin asıl görevi burada ortaya çıkar. Bu uzun ve yorucu yolda sana sabır verir, dayanıklılık verir; zorlandığında bırakmamanı sağlar. Ama yolu kısaltmaz.

Kendine dürüstçe sor: Bu alanda bugüne kadar somut olarak ne yaptım? Zorlandığımda bıraktım mı, devam ettim mi?

Peki beceriyi kazandın. Hem de çok iyi bir seviyede. Artık iş kapıda mı?

Üçüncü Basamak: Sektör

Üçüncü basamak, senden bağımsız bir dünyaya açılır: hayallerin gerçeklerle en sert biçimde karşılaştığı yere. Bu basamak bugün sana uzak görünebilir. Ama mahalleden duyduğun cümlelerin çoğu tam da buradan gelir; o yüzden onu şimdiden tanımakta fayda var.

Şöyle düşün: Sümer dili ve edebiyatında dünyanın en iyi uzmanı sen olsan bile… o alanda sana bir iş kapısı açılmadıkça işsizsin. Ya da harika tasarımlar yapıyorsun; ama kendini tanıtamıyor, bir müşteriye sunum yapamıyorsan o beceri kazanca dönüşmez. Demek ki ilgi de beceri de bir iş için gereklidir, ama yeterli değildir.

Bu basamakta iş dünyasının kendi kuralları, ülkenin öncelikleri, insanların ihtiyaçları ve toplumun imkânları konuşur. Kimi meslek sınavla kazanılır, kimi kendini sunabilmekle, kimi tanıdıklarla. Üniversite de bu basamakta bir anahtardır. Doktorluk, mühendislik, öğretmenlik gibi kapılar yalnızca diplomayla açılır. Ama anahtar, kapının ardında seni bir işin beklediğini garanti etmez.

Peki bu basamağın gerçeğini kimden öğreneceğiz?

Karanlıktaki Fil

Mevlânâ’nın anlattığı bir hikâye vardır. Karanlık bir odaya bir fil getirilir. İnsanlar onu görmeden, elleriyle tanımaya çalışır. Hortumuna dokunan “Fil bir boruya benziyor” der. Kulağına dokunan “Hayır, yelpaze gibi” der. Bacağına dokunan “Bu bir direk” diye itiraz eder. Hepsi doğru söyler. Ama hiçbiri fili anlatmaz.

Meslekler de böyledir. Bir mesleği tek bir kaynaktan tanıyamazsın. Yazının başındaki bardağa atılan toprakların çoğu da buradan gelir: tek bir ağızdan duyulup herkese genellenen cümlelerden. Kuzeninin iş araması, mühendisliğin bittiğini göstermez; bir insanın hikâyesini gösterir.

Üstelik sahada bir gerçekle daha karşılaşırsın: Çoğu insan mesleğinden şikâyetçidir. Mesleğini isteksizce yapan bir polis memurunu dinlediğini düşün. Sana hep yorucu nöbetleri, gerginliği, yıpranmayı anlatacaktır. Bu zorluklar gerçektir, göz ardı edilemez. Ama onun yaşadıkları, senin için aynı ağırlıkta olmayabilir.

Bu yüzden dinlerken iki şeyi birbirinden ayır: anlatanın hissettiği duyguyu ve yaptığı işi. Bir mesleği dinlerken, anlatanın gözlüğünü de gör.

Peki işsiz kalmış birini dinlerken neye bakmalıyız?

Sorun Hangi Basamaktaydı?

Sahada işsiz kalmış biriyle de karşılaşabilirsin. O zaman merdiveni hatırla ve sor: Sorun hangi basamaktaydı? Bu kişi iş dünyasının beklediği beceriye mi sahip değildi? Yoksa sektörde gerçekten talep mi yoktu? Birincisi ikinci basamağın sorunudur; ikincisi üçüncünün.

Ama bu soruya dürüst bir cevap almak kolay değildir. İnsanlar kendi eksiklerinden söz etmeyi pek sevmez; bazen de becerilerini olduğundan büyük anlatır. Bu yanıltmalara karşı uyanık ol.

Bir şeyi daha bil: İş bulmanın zor olduğu bir meslek, kesin işsizlik demek değildir. Sadece şartların çetin olduğu anlamına gelir. Sınıf öğretmenliğini düşün. Ataması zor bir meslektir; ama atama dönemlerinde en çok kontenjan ayrılan branşların başında gelir. On beş bin öğretmen alımında, kontenjanın dört bin üç yüzü aşkın kısmı sınıf öğretmenliğine ayrılmıştı. Yani diploma ile iş arasında dümdüz bir çizgi yoktur.

Not: Burada verilen atama ve kontenjan bilgisi geçmiş bir alım dönemine aittir; güncel rakamlar her dönem değişebilir.

Her mesleğin, her sektörün işleyişi farklıdır. Bunu ancak çok yönlü bir araştırma gösterir; o araştırmada en önemli iş de çevrenin yanlış yönlendirmelerinden kendini korumaktır. Meslek seçimindeki kararsızlıkla nasıl baş edeceğini merak ediyorsan Doğru Yolu Bulmak yazımız bu araştırma için iyi bir başlangıç olabilir.

Zor açılan bir kapı, kapalı bir kapı değildir.

Peki bu üç basamağı ne zaman, hangi sırayla çıkacağız?

Basamak Basamak

İşte kariyer planı dediğimiz şey budur: basamak basamak çıkılan bir merdiven. İlgi alanını ararken beceri basamağını ya da iş basamağını düşünmezsin. Beceri geliştirirken iş hesabı yapmazsın. İş meselesi ise üniversiteye yerleşmeden önce vereceğin bir karardır. O güne kadar diğer basamakları sakin ve soğukkanlı bir şekilde tamamlamak gerekir.

Hangi sınıfta olursan ol, ilk basamağı atlama. Dokuzuncu ya da onuncu sınıftaysan, tam da onun zamanındasın. Beklemene gerek yok; acele etmene de.

O yüzden cebinde küçük bir soru taşı. Zihnine bir kaygı düştüğünde kendine sor: “Bu, hangi basamağın sorusu?”

  • “Ya işsiz kalırsam?” mı diyorsun? Bu, üçüncü basamağın sorusu. Belki de sen şimdi birinci basamaktasın.
  • “Ya başaramazsam?” mı? O, ikinci basamağın sorusu. Önce ilgini bul.

Her soruyu kendi basamağına geri koyduğunda, o büyük karar birden taşınabilir hâle gelir.

Ve henüz bilmiyorsan, bu bir arıza değil. Bu yaşta kesin bir cevabının olmaması çok doğal. Bu basamakları tek başına çıkmak zorunda da değilsin: Rehberlik servisinin kapısı tam da bu sohbetler için açık.

Peki en iyi meslek hangisi? Artık cevabı biliyorsun. Basamak basamak ölçüsünü aldığın… senin ayağına uyan.

Kendine iyi bak.

Bir Cevap Yazın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑