Yeni Yazılılarda Sorunun Dili: Biliyorum Ama Soru Ne İstiyor?

Konuyu çalıştın. Tanımları biliyorsun. Hatta sınavdan önceki akşam bir arkadaşına anlatacak kadar iyi biliyorsun. Sonra kâğıt önüne geliyor: bir paragraf, altında bir tablo, en sonda tek satırlık bir soru. Ve zihninden şu cümleler geçiyor:

“Ben bu konuyu biliyordum ama soru ne istiyor, anlamadım.”

“Bu kadar uzun hikâyeyi neden yazmışlar?”

“Gerekçelendiriniz… Bu ne demek şimdi?”

Değerli gençler, bu yaşadığın şey bir tembellik ya da yetersizlik işareti değil. Okullarımızdaki yazılılar artık MEB’in ortak soru havuzundan geliyor ve bu sorular yeni bir dille yazılıyor. Yıllarca alıştığın sorular çoğunlukla bilgiyi hatırlamanı isterdi. Yeni sorular ise bambaşka bir beceri istiyor ve bu beceriyi kimse sana açıkça öğretmedi.

Şöyle düşün: Yabancı bir ülkedesin ve çok açsın. Cebinde paran var, bir lokantaya giriyorsun. Ama menü hiç bilmediğin bir dilde yazılmış. Para var, açlık var, mutfakta yemek var; yine de sipariş veremiyorsun.

Belki de mesele bilgin değildir. Belki mesele, sorunun konuştuğu dildir.

Bu yazıda o dilin on anahtar kelimesini tek tek ele alacağız: bilgi düzeyi, bağlam, veri, çıkarım, gerekçe, kavram, ilişki, ölçüt, model ve emir kökü. Her birini önce gündelik hayattan bir örnekle somutlaştıracağız, sonra MEB’in yayımladığı Yazılıya Hazırlanıyorum örnek sorularında nasıl karşına çıktığını göreceğiz. Yazının sonunda o menüyü okuyabiliyor olacaksın.

1. Eski Oyun, Yeni Oyun: Bilgi Düzeyi

Annenin sana mutfakta iki farklı iş verdiğini düşün. Birincisi: “Dolaptan domatesi getir.” Dolabı açarsın, domatesi alırsın, getirirsin. İş biter. İkincisi: “Dolapta domates, yumurta, biber ve biraz peynir var. Akşama misafir gelecek. Ne pişirirsin? Neden?” Aynı dolap, aynı malzemeler. Ama iş bambaşka.

Birinci iş bilgi düzeyinde bir sorudur: hafızandaki dolaptan bir bilgiyi bulup getirmeni ister. “Hücrenin bölümlerini yazınız.” “Ay’ın evrelerini sayınız.” Bildiysen getirirsin, bilmediysen getiremezsin. Yıllardır alıştığımız sorular çoğunlukla böyleydi.

İkinci iş ise yeni yazılıların istediği iştir. Bilgiyi getirmekle bitmez; onu önüne konan yeni bir durumda kullanmanı ister. Domatesi bilmek yetmez, domatesle ne yapacağını da düşünmen gerekir.

Eskiden soru “Biliyor musun?” diye sorardı. Şimdi “Bildiğinle ne yapabilirsin?” diye soruyor.

2. Kâğıt Doldurmak Değil, Kanıtlamak

Bu değişimin bir de görünmeyen yüzü var ve belki de en önemlisi bu.

Eski usul sorularda kâğıdı doldurmak çoğu zaman yeterdi. Ezberlenmiş bir cümle, akla gelen birkaç terim arka arkaya, hatta yan sıradan göz ucuyla kapılmış bir kelime… Cevap tutuyorsa, o cevabın nereden geldiğini kimse sormazdı. Şimdi soran var. Yeni yazılı senden bilgi vermeni istemiyor; bildiğini kanıtlamanı istiyor.

Bir dedektif düşün. Herkesin toplandığı salona giriyor ve “Suçlu bahçıvan!” diyor. Herkes aynı şeyi soruyor: “Nereden biliyorsunuz?” Dedektif omuz silkiyor: “İçimden öyle geliyor.” O dedektife kimse inanmaz. Belki bahçıvan gerçekten suçludur, ama kanıtlanamadığı sürece söylenen şey yalnızca bir tahmindir.

Sahneyi yeniden başlatalım. Dedektif bu kez cebinden bir not defteri çıkarıyor: “Pencerenin altında çamurlu ayak izleri var. Çamur, gül tarhının toprağı. İzler de bahçıvanın botlarıyla birebir aynı.” Salonda artık kimse itiraz etmiyor.

Yeni yazılılarda o dedektif sensin. Soru kâğıdı olay yeridir; kanıtlar paragrafın, tablonun, grafiğin içine saklanmıştır. Senden beklenen, onları bulup cevabına tek tek bağlaman. Bu yüzden yan sıradan bir kelime kapmak da, akla gelen terimleri rastgele sıralamak da artık işe yaramaz. Bir kelimeyi bir yerden alabilirsin; ama kanıtı önündeki metinde bulmak ve cevabına bağlamak senin işindir. Bunu kimse senin yerine yapamaz.

Doldurulmuş bir kâğıt puan getirmez. Kanıtlanmış bir cevap getirir.

Peki bir dedektif olay yerini nasıl okur? İlk olarak nereye bakar?

3. Sorunun İçindeki Küçük Dünya: Bağlam ve Veri

Sana tek bir kelime söyleyeceğim: yüz. Aklına ne geldi? Bir insanın yüzü mü, yüz lira mı, denizde yüzmek mi? Şimdi aynı kelimeyi bir cümlenin içine koyalım: “Sabah kalkınca yüzünü yıka.” Artık hiç tereddüt yok. Kelimenin anlamını etrafındaki cümle belirledi.

Bağlam, bir şeyin anlamını belirleyen, onu saran durumdur. Yeni sorulardaki o uzun paragraf da bir bağlamdır: sorunun içine kurulmuş küçük bir dünya. Bir mutfak, bir deney, bir köy, bir maç. Soru aslında şunu sorar: Bildiğin bilgi, bu küçük dünyanın içinde ne anlama geliyor? O paragraf boşuna yazılmadı; cevap o dünyanın içinde duruyor.

Peki o küçük dünyada neye bakacağız? Veri, sana verilmiş olandır: paragraftaki bir sayı, tablodaki bir kutu, grafikteki bir çizgi, metindeki bir cümle. Veriyi tanımanın kolay bir yolu var: parmak testi. Parmağınla gösterebiliyor musun? “İşte burada yazıyor: otuz sekiz derece.” Gösterebiliyorsan o bir veridir. “Bence hava çok sıcaktı” ise veri değil, senin yorumundur. Kâğıtta yazmıyor, senin kafanda duruyor.

Sınav masası · 9. sınıf Coğrafya

Singapur’u anlatan bir paragraf veriliyor. Soru: Metindeki doğal unsurlara ve beşerî unsurlara beşer örnek yazınız.

Eksik cevap: “Doğal unsurlar: dağlar, ovalar, göller. Beşerî unsurlar: fabrikalar, tarlalar.” Kulağa doğru geliyor ama ova, göl, tarla metinde geçmiyor. Bu öğrenci paragrafa bakmamış, kafasındaki genel bilgiyi yazmış.

Tam cevap: Metinde geçenler: Timah Dağı, Singapur Nehri, Malakka Boğazı, tropikal ormanlar; liman, oteller, alışveriş merkezleri, bankacılık, turizm. Her doğru unsur bir puan.

Parmak testi burada puana dönüşüyor: Metinde parmağınla gösteremediğin şey puan getirmiyor.

4. Eve Dönüş: Çıkarım ve Gerekçe

İpuçlarını bulduk. Peki onlarla ne yapacağız? Şu sahneyi hayal et: Okuldan eve dönüyorsun. Kapıyı açıyorsun. Paspasın yanında kocaman, kahverengi bir çift ayakkabı duruyor. Mutfaktan demli çay kokusu geliyor, içeriden kalın, gür bir kahkaha yükseliyor. Sen daha montunu çıkarmadan içinden şunu söylüyorsun: “Amcam gelmiş.”

Kimse sana “Amcan geldi” demedi. Kapıda bir not yoktu. Ama biliyorsun, çünkü gördüğün verileri birleştirdin. O ayakkabılar onun, o kahkaha onun. İkisi de aynı kişiyi gösteriyor. Çıkarım, yazılmayanı yazılandan bulmaktır.

Kardeşin soruyor: “Nereden bildin?” Sen de diyorsun ki: “Çünkü kapıdaki ayakkabılar onun. Bir de bu kahkaha onun kahkahası.” Bu cevabın adı gerekçedir. Gerekçe, “Nereden biliyorsun?” sorusunun cevabıdır; seni veriden çıkarıma götüren köprüdür. “Amcam gelmiş, çünkü içimden öyle geliyor” dediğinde ise köprü yoktur. Bu bir çıkarım değil, bir tahmindir; belki de bir uydurma.

Sınav masası · 7. sınıf Türkçe

Düşman gemileri limana yaklaşmış. Demirci Hasan o gece ocağını her zamankinden hararetli yakıyor. Sabah dükkândan çıkanların elinde tarım aleti değil, kılıç var. Soru: Bu durum, kasaba halkının nasıl bir karar aldığını gösteriyor?

Eksik cevap: “Savaşmaya karar verdiler.” Çıkarım doğru ama köprü yok.

Tam cevap: Ocağın hararetli yanması büyük bir hazırlığı gösterir. Tarım aletlerinin kılıca dönüşmesi, halkın üretimi bırakıp savunmaya geçtiğini gösterir. Buradan çıkan sonuç: Halk teslim olmayı değil, vatanı savunmayı seçmiştir.

Metinde “Halk savaşmaya karar verdi” diye bir cümle yok, tıpkı kapıda “Amcan geldi” notunun olmaması gibi. İki cevap arasındaki fark tek bir kelimede saklı: çünkü. Bu sahneyi aklının bir köşesine yaz; puanları konuşurken ona geri döneceğiz.

5. Zihnin Çekmeceleri: Kavram ve İlişki

Sana tuhaf bir soru sorayım: Hiç meyve yedin mi? Elma yedin, kiraz yedin, karpuz yedin. Ama “meyve”nin kendisini hiç yemedin. Çünkü meyve, eline alabileceğin bir şey değil; zihnindeki bir çekmecenin adıdır. Elmayı da kirazı da o çekmeceye koyarsın, ama patatesi koymazsın. Neden? Çünkü çekmecenin üzerinde görünmez bir etiket var ve o etiket, içine girecek her şeyin taşıması gereken ortak özelliği söyler.

Kavram, ortak bir özelliği taşıyan şeylere verdiğimiz ortak addır. Sınavda “Bu örnek hangi kavramla ilgilidir?” diye sorulduğunda aslında şu soruluyor: “Bunu hangi çekmeceye koyarsın? Ve neden?” Kavramın adını ezberlemek yetmiyor; etiketini okuyabilmek gerekiyor.

Sınav masası · 10. sınıf Felsefe

Bir tabloda şu durum veriliyor: Mehmet kırmızı ışıkta geçiyor, ceza yazılınca itiraz etmeden ödüyor. Senden kavramı bulman ve tanımını yazman isteniyor.

Eksik cevap: “Sorumluluk.” Çekmeceyi doğru buldu: 1 puan.

Tam cevap: “Sorumluluk. Sorumluluk, kişinin özgür iradesiyle yaptığı eylemlerin sonuçlarını üstlenmesidir.” 2 puan. Cevap anahtarında bir ayrıntı daha var: Kavramı bulmadan yalnızca tanımı yazana puan verilmiyor. Önce çekmece, sonra etiket.

Ama çekmeceler birbirinden kopuk değil; aralarında görünmez ipler var. Gece geç saate kadar telefona baktın, ertesi gün derste gözlerin kapanıyor. Bu iki şey arasında bir ip var: biri değişince diğeri de değişiyor. İlişki, iki şey arasına gerilen bu iptir. Sınav “ilişkilendirerek açıklayınız” dediğinde senden ipi germeni ve ipin ne tür bir ip olduğunu söylemeni ister: “Biri arttıkça diğeri azalır.” “Bu, şunun yüzünden oldu.” “Bu, şu sayesinde mümkün oldu.”

Sınav masası · 9. sınıf Tarih

Bir metin, bozkırda ata, çölde deveye dayanan iki farklı hayatı anlatıyor. Soru: Coğrafi şartların bu toplulukların hayat tarzı üzerindeki etkileri nelerdir?

Eksik cevap: “Coğrafi şartlar hayat tarzını etkiler.” Yanlış değil, ama ipin iki ucu da boş. Hangi şart? Hangi hayat?

Tam cevap: Bozkırda kışlar sert, yağış az; topluluklar atla hızlı hareket eden, konup göçen bir hayat kurdu. Çölde yağış neredeyse yok, bitki örtüsü seyrek; topluluklar uzun yol yürüyüp yük taşıyan deveye ve kervan ticaretine dayandı. Cevap anahtarı ipi iki kez germeni istiyor: her biri 5 puan.

Genel bir cümle ip değildir. İp, iki ucu adıyla bağlandığında ip olur.

6. Neye Göre? Ölçüt ve Model

İki arkadaş okul bahçesinde tartışıyor: “Dünyanın en iyi futbolcusu kim?” Biri bir isim söylüyor, diğeri başka bir isim. Teneffüs bitiyor, tartışma bitmiyor. Neden mi? Biri en çok gol atana bakıyor, diğeri en çok kupa kazanana. İkisi de farklı bir cetvelle ölçüyor ve bunun farkında değil.

Ölçüt, “Neye göre?” sorusunun cevabıdır. Ölçüt konulduğu anda her şey değişir. “Gol sayısına göre” dediğin an kavga biter, çünkü artık herkesin kontrol edebileceği bir şey konuşuyorsun. Sınav “değerlendiriniz” dediğinde senden önce cetvelini masaya koymanı bekler: “Güvenlik açısından bakarsak…”, “Maliyet açısından bakarsak…” Ölçütü olmayan bir değerlendirme, o bitmeyen bahçe tartışmasına benzer.

Sınav masası · 9. sınıf Kimya

Üç temizlik ürününün etiketi veriliyor. Soru: Kireçli bir musluk ve yağlı tabaklar için hangi ürünleri seçeceğinizi, gerekçelendirerek ve güvenlik önlemlerini belirterek değerlendiriniz.

Eksik cevap: “Musluk için kireç çözücü, tabak için bulaşık deterjanı kullanırım.” Seçimler doğru ama cetvel yok.

Tam cevap: Musluk için asidik kireç çözücü, çünkü asidik özelliği kireci giderir. Tabak için bulaşık deterjanı, çünkü yağı uzaklaştırır. Etiketteki uyarılara göre eldiven takılır ve ürün başka maddelerle karıştırılmaz. Cevap anahtarında üç kutu var, her biri 1 puan.

Futbol demişken soyunma odasına girelim. Teknik direktörün elinde mıknatıslı bir tahta var, üzerinde küçük yuvarlaklar. O yuvarlaklar oyuncu değil, tahta da saha değil. Ama herkes kimin nerede duracağını o tahtaya bakarak anlıyor. Model, gerçeğin anlaşılsın diye küçültülmüş, sadeleştirilmiş bir kopyasıdır. Fen sorusunda bir el feneri Güneş olur, bir top Dünya, bir halka yörünge. Modelle karşılaştığında kendine tek bir soru sor: “Bu, neyin yerine geçiyor?”

Sınav masası · 5. sınıf Fen

Bir öğrencinin kurduğu model çizilmiş: ortada Dünya, etrafında numaralı dört daire, kenarda bir el feneri. Soru: Yeni ay ve dolunay hangi numaralı konumlarda gerçekleşir? Parantez içinde küçük bir cümle var: El feneri Güneş’i temsil ediyor.

Bu cümleyi atlayan öğrenci numaraları tahmin etmeye başlar. Okuyan öğrenci çeviriyi yapar: El feneri Güneş’tir. Yeni ayda Ay, Güneş ile Dünya’nın arasındadır. O hâlde yeni ay, el feneri ile Dünya arasındaki 1 numaralı konum; dolunay ise tam karşıdaki 3 numaralı konumdur.

Ölçüt, neye göre baktığını söyler. Model, neyin yerine neyi koyduğunu. Peki bütün bunları yapmamız gerektiğini soru bize nerede söylüyor?

7. Sipariş Fişi: Emir Kökü

O lokantayı hatırlıyor musun? Şimdi sıra siparişte. Annenin söyleyebileceği üç cümle düşün: “Odana bir bak.” “Odanı topla.” “Odanı süpür.” Oda aynı, ama iş farklı. “Topla” dendiğinde süpürüp çıkarsan oda biraz temizlenir, ama istenen iş yapılmamış olur; çoraplar hâlâ yerde durur.

Sorunun en sonundaki fiil de böyledir. Emir kökü, sana hangi işi yapacağını söyleyen kelimedir. Bu yazıda tanıştığımız kelimelerle en sık karşılaşacağın emir köklerini yeniden okuyalım:

Emir köküSenden istediği iş
YazınızDolaptan getir.
AçıklayınızNasıl ve neden olduğunu anlat.
Karşılaştırınızİki şeyi yan yana koy; benzeyeni de farklı olanı da söyle.
İlişkilendirinizİpi ger; ipin ne tür bir ip olduğunu söyle.
GerekçelendirinizKöprünü göster; “çünkü”nü yaz.
DeğerlendirinizÖnce cetvelini koy, sonra kararını ver.

Sınav masası · 11. sınıf Fizik

Helikopterden bırakılan bir yardım paketinin eşit zaman aralıklarındaki konumları kareli bir düzlemde gösterilmiş. Soru: Paket yatay doğrultuda hangi tür hareket yapıyor? Nedeniyle birlikte açıklayınız.

Eksik cevap: “Sabit hızlı hareket.” Doğru, ama sorunun yalnızca ilk yarısına cevap veriyor. Fişteki “nedeniyle birlikte” kısmı okunmamış.

Tam cevap: Paket yatayda eşit zaman aralıklarında eşit yol aldığı için sabit hızlı hareket yapar. Çünkü yatayda ona etki eden net bir kuvvet yoktur. Cevap anahtarında tam puanın şartı açık: Hareketin türü gerekçesiyle birlikte yazılmalı.

Emir kökü, sorunun sipariş fişidir. Fişi okumadan mutfağa girilmez.

8. Puanın Gizli Listesi

Diyelim ki siparişi doğru verdin. Puan nereden geliyor? Öğretmeninin elinde senin görmediğin bir liste var: bir yapbozun parçaları gibi. Cevabını okurken o parçaları tek tek arar ve bulduğu her parçaya puan verir.

Aklının bir köşesine yazdığın sahneye dönelim. Yazılıda şu soru olduğunu düşün: “Eve gelen kişinin kim olduğunu bulunuz. Gerekçelendiriniz. (6 puan)”

CevapPuanNeden?
“Amcam.”2Çıkarım doğru, köprü yok.
“Amcam gelmiş, çünkü kapıdaki ayakkabılar onun.”4Çıkarım ve bir gerekçe var.
“Amcam gelmiş. Çünkü kapıdaki ayakkabılar onun. Ayrıca içeriden gelen kahkaha da onun kahkahası.”6Çıkarım ve iki ayrı veriye dayanan gerekçe var.

Üç öğrenci de doğru kişiyi buldu, ama aynı puanı almadılar. Bu yalnızca bir örnek de değil. MEB’in yayımladığı örnek yazılı sorularından birinde, 15 puanlık bir Tarih sorusunun cevap anahtarı tam olarak böyle üçe bölünmüş: durumu söylemek 5 puan, kaynaktan bir örnek vermek 5 puan, ikinci örneği vermek 5 puan.

Bu yüzden soruda bir sayı gördüğünde onu bir sayaç gibi oku. “İki örnek veriniz” diyorsa, o gizli listede iki ayrı kutu var demektir. “En az iki ipucuyla” diyorsa, iki ayrı ipucu bekleniyor demektir.

Doğru cevap tek bir kelime olabilir. Tam puan ise bir yapbozdur.

Menüyü Okumak

Yabancı ülkedeki o lokantaya geri dönelim. Artık menüdeki kelimeleri tanıyorsun:

  • Bağlam sahnedir; veri, parmağınla gösterebildiğindir.
  • Çıkarım yazılmayanı bulmaktır; gerekçe oraya götüren köprüdür.
  • Kavram bir çekmece, ilişki bir ip, ölçüt bir cetvel, model bir taktik tahtasıdır.
  • Emir kökü de sipariş fişidir.

Kâğıt önüne geldiğinde içinden yalnızca üç soru sor:

  1. Benden ne istiyor?
  2. Elimde ne var?
  3. Benim “çünkü”m ne?

Bu üç soru bilginin yerini tutmaz ama bilgine yol gösterir. Bir sonraki yazılıdan önce bir dersin MEB Yazılıya Hazırlanıyorum örnek dosyasını aç, bir soru seç, cevabını yaz ve sonra cevap anahtarıyla karşılaştır. Eksik kalan parçayı çoğu zaman kendin göreceksin. Takıldığın bir yer olursa rehberlik servisinin bunu konuşmak için en uygun yer olduğunu aklından çıkarma.

Bu yazının hareketli anlatımını yazının başındaki Sorunun Dili videomuzda izleyebilirsin.

Ve belki o zaman şunu fark edeceksin: Eksik olan çoğu zaman bilgin değildi. Sadece sorunun dilini henüz konuşmuyordun.

Bir Cevap Yazın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑