Bir öğretmen ve bir veli bir araya geldiğinde öğrenciyi gündeme alarak bir diyalog başlatır. Öğrenciyle ilgili esas gündemçok büyük ihtimal ders başarısıdır. Öğretmen derse katılımıyla ilgili görüşlerini söyler, ailesi okul tutumu veya ödev yapma becerilerinden söz eder. Eğer öğrencinin notları yüksekse keyifli bir sohbet olur. Ancak yazılı notları düşükse yapılan sohbet keyifsiz geçer. Bazen öğretmen kendini sorgular, bazen aile kendini sorumlu hisseder, bazen öğrenci yargılanır. Çünkü sohbetin örtük niyeti “Bu öğrencinin ders çalışmasını nasıl sağlayacağız?” olur.
Yanlış soruların doğru cevabı maalesef olmaz. Özellikle bu görüşmede öğrencinin ilgisinin derslere nasıl yönlendirileceği konuşuluyorsa sohbet bir noktada çözümsüz kalır.Günün sonunda öğretmen tükenmiş, aile umutsuzluğa kapılmış ve öğrenci örselenmiştir.
Bütün bu yaşananların temelinde, okuldaki tüm öğrencilerin derslerinde başarılı olması gerektiği varsayımı yatar. Yasamda başarılı olmak elbette arzu edilir. Ancak bir balığa uçmayı öğretmeye çalışıp günün sonunda başarısızlıktan dem vurmak çelişkili bir durumdur. Aslında okullardaki süreç de zaman zaman bundan farksızdır.
Şimdi 9. Sınıf coğrafya kitabında yer alan bir bilgiyi sizlerle paylaşayım: “Kullanım amaçlarına göre haritalar ikiye ayrılı. Genel Haritalar ve Tematik Haritalar. Tematik haritalar belirli bir temayı merkeze alarak oluşturulmuş haritalardır. Örneğin Jeomorfoloji haritalarında yer şekilleri hakkında bilgiler bulunur.”
Gayet güzel ve ufuk açıcı bir bilgi. Ama bu bilginin insanın yaşamında karşılık bulması ve gerekli olması ne kadar önemli? Bu bilgi size keyif verebilir, bu bilginin arkasındaki dünya sizi heyecanlandırabilir. Ama ya keyif vermiyorsa? Haritalara karşı hiç ilginiz yoksa, bu bilgiyi öğrenmek sizin için neden gerekli olsun? Hayatta “Jeomorfoloji” kelimesini daha kaç kere cümle içinde kullanabiliriz ki? Eğer bu konulara ilginiz yoksa ilgi sahibi olmak için kendinizi zorlamalı mısınız? Haritalara ilgi duymamak su̧ç mudur? Öğrencinin ilgisi yoksa, çeşitli araçlar ve anlatım teknikleriyle ilgisini çekmeye çalışmak gerçekten gerekli midir? Öğretmen konuyla tamamen ilgisiz öğrencileri de derse katmak için sürekli güdüleme araçları mı kullanmak zorundadır? Günün sonunda, öğrencinin bu bilgileri öğrenmeye motive olmaması bir suç mudur? Bu alandaki ilgisizliği, değiştirilmesi gereken bir durum mudur? İnsanların istenmeyen duruma katlanma becerisinin gelişmesi gerektiği de hiç şüpesiz önemli bir hakikattir. Ama yalnızca bu becerinin gelişmesi adına tüm bireyleri tek bir kulvarda toplamak verimli ve makul değildir. Sorular aslında şunun temelinde dönüyor: “Bir öğrencinin derslere ilgisi yoksa bu durumu değiştirmeye mi çalışmalıyız, yoksa asıl ilgi alanını mı bulmalıyız? Eğer ilgisini çekemiyorsak ilgisi olmadığı halde yola devam etmesini istemeli miyiz? Öğrencinin ilgisi olmayan alanlardan yüz çevirmesi bir başarısızlık mıdır yoksa bir tercih midir?”
İş Dünyasının Dinamikleri
Peki, bütün bu zorlamanın ve başarısızlık algısının kökeninde ne yatıyor? Bu baskının arkasında yatan en büyük beklenti, eğitimin doğrudan istihdam üzerine kurulu olmasıdır. Okulun her bireyi en yüksek bilgi seviyesine ulaştırma çabası, aslında öğrencilerin gelecekteki iş dünyası dinamiklerine uyum sağlaması gerekliliğinden doğar. Ancak bu noktada sormamız gereken soru şudur: İş dünyası, gerçekten de sadece “bilgi” isteyen tek tip bir yapıya mı sahiptir? Hangi öğrenci hangi iş koluna yönelmelidir? Aslında iş dünyasında
meslekler bilgi ve emek yelpazesinde dağılım gösteriyor. Kas gücü̈ gerektiren, ustalık gerektiren meslekler, teknik bilgi gerektiren meslekler ve bilgi gücü̈ gerektiren meslekler ayırımı vardır. Bir sıva ustasının sahip olması gereken bilgi düzeyi ile bir inşaat mühendisinin sahip olması gereken bilgi düzeyi aynı değildir. Bir sıva ustası çok az bilgiyle de o isini icra edebilir. Ama mühendis ve mimar için bu mümkün değildir. Sıva ustasının sermayesi emek, ustalık ve kas gücüyken; mühendisin sermayesi bilgidir. O halde mühendisin bilgiyle kurduğu ilişki sağlıkla ve sürekli olmalıdır. Bilgi ögrenmeyi seviyorsa mesleğe uyum sağlama ihtimali yüksektir.. Ama sıva ustasının bilgi ögrenmeyi sevmesine çok da gerek yoktur. İşte 9. Sınıfta coğrafya dersindeki haritalar konusunda Jeomorfoloji Haritaları bilgisine merak duyan, bu bilgiyi ögrenmekten keyif alan bir öğrenci mühendisliğe yönlendirebilirsiniz. Ancak bu bilgilere karşı duyarsız kalan öğrencileri bilgiye dayalı meslekler yerine ustalık/zanaat/teknik bilgi gerektiren mesleklere yönlendirebilirsiniz.
20. ve 21. Yüzyıl’a, bilginin kutsal olduğu algısı hâkim oldu. Oysa bilgi öğrenmek kutsal değil, yalnızca bir ihtiyaçtır. Yemek yemek nasıl kutsal değilse, bilgi öğrenmek de kutsal değil; yalnızca çeşitli mesleklere göre değişen bir ihtiyaçtır.
İşte günümüz okulları ve sınav sistemleri yalnızca bilgi odaklı meslek icra edecek kişileri seçmeye ve onları eğitmeye yönelik kurgulanmıştır. Bu kurguya uyum sağlamayan ve kendisiyle ilgili başka hedefleri olan gençler ise “elenmiş, başaramamış, arta kalmış, dışarıda kalmış” kişiler olarak algılanır. Bilgi öğrenmekten daha farklı ilgi alanları olan kişiler, maalesef bu sistemde “sistemin ötekileştirdikleri” oluyorlar. Tabiatlarından dolayı kendilerini suçlu hissediyor ve diğer ilgi alanlarından dolayı kendilerini kusurlu olarak görüyorlar. Kendi ilgi alanlarının peşinde giderken sanki bir su̧ç işliyormu̧ş duygusuna kapılıyorlar.
Ailelerin ısrarla, öğrencilerin bu eğitim sisteminde sonuna kadar gitmelerini arzu etmeleri, kuru bir hevesten çok güvenlik ve emniyet kaygılarıyla ilgilidir. Çünkü bilgi odaklı meslek yapmayacak insanlar çoğunlukla piyasa koşullarına terk edilmektedir. Siz bir sıva ustası olmayı isteseniz eğitim kurumları size hangi ölçüde destek verir? Ama bir mühendis olmaya karar verdiyseniz kaynak kitaplar, DYK kursları, deneme sınavları, yüzlerce öğretmen, online içerikler sizi karşılar. Bilgiye dayalı meslek yapmayacak bireyler için maalesef aynı iklim ve koşullar sağlanmış değildir. Bu alternatifsizlik, öğrencileri bir şekilde okulda tutmanın gerekli olduğu hissini uyandırıyor.
İşte bu noktada veli ve öğretmenler olarak öğrencileri bir rüzgara terk etmeye gerek olmadığını anlamamız gerekiyor. Bilinçli anne-babalar ve bütünsel düşünen öğretmenler olarak, bu çağın getirdiği akımlara kapılmak yerine daha objektif bir bakış açısına sahip olunmalıdır. Bunun için en başta öğrencinin kim olduğunu ve gerçekten neye ilgisi olduğunu belirlememiz gerekiyor. Bu konudaki en temel ayrımı öğrencileri Bilgi Odaklı- Eylem Odaklı olarak incelemeliyiz.
Şimdi gelin bu iki farklı odaktaki öğrencilerin duygu, düşünce ve davranışlarına yakından bakalım:
1) Bilgi Odaklı Öğrenciler
Herhangi bir ortamda bilgi alışverişi varsa bu öğrencilerin merak duyguları tetiklenir. Bu öğrencileri ayrıştıran en önemli özellik budur. Bu öğrenciler yalnızca tek bir alana değil, birden fazla alana bilgiye meraklıdır. Çünkü onlar için bir alanda uzmanlaşmaktan ziyade bilgiyi almak esas amaçtır. Hayvanlar alemi ile ilgili bir belgesel izlerken de otomotiv alanında bir belgesel izlerken de benzer duygular hisseder.
Bu öğrenciler bilgi akışının olduğu ortamlarda daha dikkatlidir. Herhangi bir konuyu yüzeysel bilmek istemezler. Öğretmenin anlattığı konu ders dışında da merakını çeker. Konuyu anlamamak, dersi kavrayamamak, bilgi eksikliği yaşamak onlarda bir stres faktörüdür. Bilgi öğrenirken de ezbere değil, mantığını anlayarak sorular sorar. Örneğin bir tarih dersinde savaşın kaybedilme sebepleri anlatılırken bu sebepleri ortaya çıkaran unsurları merak eder. Yani anlatılan konu bir kar topu gibi kendi içinde büyür. Analiz etmeyi severler. Neyi anlayabildiklerine yönelik merakları vardır. Zihninin kapasitesini, yeterliliğini içten içe sorgularlar.
Bu öğrenciler aldığı notlar ile benlik imajları arasında ilişki kurarlar. Kötü not aldıklarında kendini değersiz hissederken, iyi not aldıklarında gururlanırlar. Kötü sınav notları utanç, suçluluk, öfke, hayal kırıklığı ve keder duygularıyla karşılanır. Kötü not aldığında paylaşmaktan utanır. Okul imajını önemserler. Derslerinde başarısız olmak kendi benlik algılarını zedeler. Bu tür başarısızlıklarda yüksek stres yaşar. Okul ortamındaki sorunlara özellikle öğretmenle yaşadığı durumlara karşı oldukça duyarlıdır. Sınav dönemleri bu öğrenciler için stres faktörüdür. Sınava çalışsın veya çalışmasın böyle bir bilgi ölçme süreci onlar için sancı vericidir.
İç sesleri yoğundur. Kendi kendilerine konuşular. İçinde bir şeyleri yerli yerine oturtmaya, bilgileri organize etmeye odaklanırlar. Kendisine karşı merakı vardır. Nasıl biri olduğa, neyi neden yaptığına dair sorgulayıcı bir bakış açısı vardır.
Soyut kavramlarla konuşmayı severler. Adalet, özgürlük, sorumluluk, maneviyat gibi alanlarda sorgulamaları, merakları vardır. Serbest zamanlarında zihinleri bu konularla istila edilir.
Diğer insanlara göre biraz daha kaygılıdır. Gelecek kaygısı, performans kaygısı baskındır. Bazen duygusuz gibi görünürler. Duygularını yönetmeyi, analiz etmeyi, kontrol etmeyi, üzerine düşünmeyi daha çok tercih ederler. Eylem odaklı öğrenciler öfkelendiğinde bu öfkenin bir sonucunu davranışa dökerken, bilgi odaklı öğrenciler daha çok neden öfkelendiği üzerine zihinsel egzersiz yaparlar. İç dünyası derin olsa da duygularını paylaşmaktan imtina ederler. Zihin alanında ortaya koyduğu başarıların takdir edilmesi onları ayrıca mutlu eder. Farklı bakış açısı sunmak, bağlantı kurmak, bilgileri birleştirmek onların özel ilgi alanıdır.
Bilmediği bir soruyu çözmek, bilmediği bir bilgiyi anlamak onlar için keyif vericidir. Motivasyonu yükselir, enerjisi artar, kendisini daha dinç hisseder. Merak ettiği herhangi bir konuyu kendiliğinden araştırır. Çalışma programı hazırlamaya meraklıdır ama uymayabilir. Sonunu getiremese bile nasıl çalışılması gerektiği, bir konuyu nasıl öğrenmesi gerektiği ile ilgili stratejiler üretir. Sosyal becerilerde küçük ama anlamlı arkadaşlıkları tercih ederler. İnsanlarla kurduğu iletişimin özü de bilgi almak veya vermektir.
“Benim değerim anlamak ve bilmekle ilgili” düşüncesine sahiptir.
Zihinsel yetersizlik hissi, düşük notlar veya anlaşılmama gibi durumlar bu öğrenciler için kırılma noktalarıdır. Bir iş veya ortamdaki ana hedefi anlamak, çözmek, kontrol etmektir. İlişkilerinde fikir, analiz, kavram üzerinden bağ kurar.
Dikkat ederseniz bu öğrencilerin nasıl ders çalıştığından, ödev yapma alışkanlıklarından söz etmedik. Çünkü bunlar kişinin içinde bulunduğu ruh haline göre değişen faktörlerdir. Bu öğrenci, bilgiye her ne kadar meraklı olsa da bazen okul yaşantısına karşı duyarsız görünebilir. Bilgiyi iyi derecede organize edememekten, teknik bilmemekten veya kendine karşı güvensizlikten dolayı okula uzak bir tutum sergileyebilir. Ancak bu davranışlar, ilgi alanının göstergesi olmaktan ziyade, içinde bulunduğu ruhsal durumun işaretçileridir.
2) Eylem/Ustalık Odaklı Öğrenciler
Bu öğreciler bilmeyi değil yapmayı daha çok severler. Bilgiyi araç olarak kullanılırlar. Bu öğrencilere göre bilgi işe yarıyorsa, günlük yaşamda kullanılıyorsa, bir iş üretmemize fayda sağlıyorsa gereklidir. Aksi takdirde, gündelik yaşama adapte edilmeyen bilgiler gereksizdir. Bir şeyler yapmak, üretmek, çoğaltmak, keşfetmek, değiştirmek, dönüştürmek bu öğrenciler için asıl önemli olandır. “Bu ne işe yarayacak” sorusu onların önceliğidir. Soyut, kavramsal, felsefi tartışmalara neredeyse hiç merakları yoktur. Hatta bunları anlamsız olarak görürler. Herhangi bir problemle karşılaştığında problemi kafasında düşünmek yerine genellikle iş yaparak çözüme giderler. Pratik zekaya sahiptirler. Eşyaları kurcalamayı, sökmeyi, takmayı, tamir etmeyi severler ve bu zorluklardan keyif alırlar. Uzun konuşmalardan, ders anlatımından çabuk sıkılırlar. Deneylerden, bedenini kullandığı etkinliklerden daha çok keyif alırlar. Anlatım sonunda bir aksiyon alınmıyorsa zamanın boşa geçtiği hissine kapılırlar. Bu öğrenciler kendilerini en çok bir şey üretirken iyi hissederler. Bir şey ürettiklerinde, tamir ettiklerinde, fiziksel bir zorluğun üstesinden geldiklerinde veya işe yaradıklarını hissettiklerinde mutlu olurlar.
Zayıf notlar karşısında moralleri bozulsa dahi, notlar ile kişiliği arasına bir mesafe koyabilirler. Zayıf notlarlara sahip olarak da öz güvenini sürdürebilir, benlik imajını koruyabilirler. Derslere karşı kaybetme korkusu yaşamaz. Dersleri vazgeçilmez olarak görmez. Sınavları geçecek kadar not almak onlar için yeterlidir. Sınavı geçtiyse bir problem yoktur. Daha üst öğrenme veya ileride bu konuların kendisine lazım olacağı gerçeği ile ilgilenmezler. Uzun süreli çalışmalardan ziyade kısa, özet, son gün çalışmaları tercih ederler. Grup çalışmalarında daha verimli olurlar. Bilgiye dayalı öğrenciler düşük notlar ve başarısız okul yaşantısı karşısında karamsarlığa kapılıp kırgınlık yaşarken; eylem odaklı öğrenciler, büyük iletişim çatışmalarına neden olmadığı sürece, düşük notları bir moral bozukluğu sebebi olarak görmezler. Düşük sınav notlarını sorduğunuzda, herhangi bir utanç, suçluluk, mahcubiyet veya tedirginlik duygusu görmeniz pek mümkün değildir. Hatta sizinle yaptığı konuşmadan sonra kendi gündemine hızlıca dönecektir.
Soyut ve zor konulara tahammülü düşüktür. Çabuk pes edebilir. Ama fiziksel beceri gerektiren konularda daha kararlıdır. Becerileri, iş yapış tarzları takdir edildiğinde kıvanç duyarlar. Zekaları veya bilgi seviyesi ile yapılan takdirler hoşuna gitse de asıl gündemleri değildir. Tekrar eden, rutin, stabil işlerden örneğin ödev yapmaktan çabuk sıkılırlar. Yapmadığı zaman hafif bir suçluluk duysa da bunu aşmaları uzun sürmez. Sabit bir şekilde bir şeyler dinlemek tabiatlarına uygun değildir. Genellikle aktif olacağı diyalogları severler. Arkadaşları arasında iş bitirici rolü vardır. Genelde girişken ve cesur olurlar.
İletişiminde bilgi paylaşımından ziyade neler yapacağı, neler yapıldığı üzerine konuşur. Duygularını ifade etmek yerine davranışlara dökmeyi tercih eder. Örneğin sevdiği birinin işine yardım eder, işini çözer. El becerisi iyi düzeydedir.
“Benim değerim bir işi yapabilme gücümde.” Düşüncesi hakimdir. Beceriksiz hissetmek, pratikte yetersiz kalmak kendilerini zedeler.
Herhangi bir ortamda hedefleri; üretmek, iş çıkarmak ve işe yararlı olmaktır. İlişkilerde ise iş yapmak, yardım etmek, sahada bulunmak üzerinden bağ kurar.
Görüldüğü üzere, bu öğrencilerin sergilediği davranışlar; erteleme, manipülasyon veya kendinden kaçış değil, aksine öğrencinin doğasını yansıtan kalıplardır. Bu öğrenciler okula yaşantılarına karşı sorumsuz, tembel, aklı havada olarak algılanır ama gerçek öğrencinin kulvarının farklı olmasıdır.

Sonuç
Tüm burada anlatılan farklar aslında doğuştan getirdiğimiz mizaç temeli üzerine inşa edilen kişilik yapılanmaları ve çekirdek yönelimlerdir. Çevrenin (yani anne-baba tutumunun ve öğretmen yaklaşımının) çocuğun bu çekirdek yapısını değiştirmedeki etkisi çok düşüktür. Çevrenin müdahale tarzı yalnızca çocuğun ilgi alanlarının ne kadar berrak bir şekilde ortaya çıkacağını belirleyebilir. Anne-babanın açık iletişim dili, güven ortamında geçen bir çocukluk ve farkındalığı yüksek bir öğretmen, çocuğun asıl ilgi alanının belirlenmesinde oldukça önemlidir.
İşte tam bu noktada kamufle olmuş çocuklardan söz etmek gerekir. Kendi kulvarı olmadığı halde yaşantılarının eseri olarak başka bir izlenim veren öğrenciler de eğitimin bir gerçeğidir. Çocukluk travmaları, iletişim çatışmaları, önemsenmemiş mizaç farklıkları ve görmezden gelinen hassasiyetler çocuğun hangi alana ilgili olduğunun fark edilmesinde büyük bir engeldir.
Bazı bilgi odaklı öğrenciler bilgi edinme yollarını öğrenemediği veya kendisine ışık tutulmadığı için okul yaşantısından uzakmış gibi görünebilir. Öğrenci nasıl öğreneceğini bilse veya içindeki merak duygusunun çok kıymetli bir hazine olduğunu kavrasa ve küçük başarılar yakalasa aslında hızlı bir şekilde okul yaşantısıyla barışacaktır. Tersi şekilde bilgi odaklı olmadığı halde ailesinin zoru ve baskısıyla okul yaşantısını mecburen sürdüren eylem odaklı öğrenciler de vardır. Tabiri caizse ite kaka bu öğrenciler okul yaşantısını sürdürür. Zeki olmaları ailelerde ve öğretmenlerde “Aslında zeki, derslere yönelse başarılı olabilir” düşüncesini uyandırır. Hatta bu öğrenciler çalışmadan bile sınavlarını geçebilir. Bu nedenle öğretmenler ve aileler bu öğrencinin peşini pek bırakmaz istemez ve okul yaşantısında bir şekilde tutmak ister. Ancak bilgiye dayalı görevlerde zeki olmak gerekli olsa bile yeterli değildir. Ana ilgi alanının da bu olması mutlak bir gerçektir.
Kendi kulvarında olmaya fırsat verilmeyen öğrenciler genellikle dış dünyaya karşı kendini savunma eğilimindedir. İçten içe bir gerginlik ve öfke duygusu onu takip eder. Okul içinde problemli davranışlar da en çok bu öğrencilerde ortaya çıkar.
Tabi okuldaki en büyük yanılgı derslere ilgili olmayan tüm öğrencileri “sanki bir sorunu var” şeklinde algılanmasıdır. Notları düşük gelen, dersleri çok fazla önemsemeyen ve başarısızlık durumunda stres yaşamayan öğrenciler sanki duygusal ve ruhsal bir problemi olan kişilermiş gibi algılanır. Ancak ortada pedagojik bir sorundan ziyade aydınlatılmamış ilgi alanlarıyla ilgildir. Bu ayrım ise güven verici bir ortamda öğrenciyle kurulacak saydam ilişki ve keskin bir gözlem ile ancak anlaşılabilir. Bu nedenle kamufle olmuş çocukların gerçekten duygusal bariyerleri olacağı gibi derslere ilgisiz olan her çocuğun da duygusal bariyerleri olduğu anlaşılmamalıdır.
Biz öğretmen ve aile bireylerine düşen öğrencinin bu çekirdek yapısının ortaya çıkması için gerekli güven ortamını sağlamaktır. Gereksiz yüklenmeler ile olmayan bir şeyi çocukta ortaya çıkarmaya çalışmak çocuğun ruh dünyasında sarsıntı yaratacağı gibi kendisiyle ilgili benlik imajına da ciddi zarar verecektir. Bu katı tutum ve inançlar, yalnızca öğrencinin örselenmesiyle kalmaz; aramızdaki güven bağını da kökten koparabilir.
Yorum bırakın