Psikolojik Sağlamlık-2 (Destek)

Bir önceki yazıda okul ortamında öğrencilerin psikolojik sağlamlığı ile ilgili bir fikir edinebilmek için onları nasıl gözlemleyebileceğimiz ve neleri sorgulayabileceğimize yönelik bilgiler paylaştık. Bu yazıda ise öğrencilerin bu becerilerinin gelişmesine nasıl katkı sağlayabileceğimizle ilgili fikirler paylaşacağız.

İnsanın en yaygın öğrenme yöntemlerinden birisi sosyal öğrenmedir. Bireyler karşılaştığı sorunlarla baş edebilmek için yeni stratejiler üretmek yerine yetişkinlerin veya çevresinde otorite olarak gördüğü kişilerin baş etme becerilerini de kopya ederek de yaşamına devam edebilir. Bu durum bireyin yaşama hızlı bir şekilde adapte olma avantajını getirdiği kadar işlevsiz baş etme becerilerini kopya etmesine ve bununla yaşamına devam etmesine neden olabilir. Bireylerin bu eğilimleri, eğitimciler olarak onlara iyi bir örnek olduğumuz ve sorunlarla verimli bir şekilde baş ettiğimiz durumlarda oldukça işlevsel olabilir.

Öğrenciler okul ve sınıf ortamında öğretmenin yalnızca anlattıklarına odaklanmaz onun tavrına ve davranışlarına da odaklanır. Dolayısıyla öğretmenin bir stres durumunda, bir kriz anında verdiği tepkiler öğrencinin krizlerle baş edebilme becerisine de katkı sunar. Her krizin bireyin yaşamda yeni bir şeyler öğrenmesi için yeni bir fırsat olduğu fikriyle hareket edersek okul ortamında yaşanılan ve baş etme becerilerimizi sınayan her durum aslında öğrencilerin duygusal becerilerini geliştirmek için bir fırsattır.

Örneğin ders esnasında dersin akışını bozan ve hem öğretmenin anlatım ahengini bozan hem de sınıf arkadaşlarını engelleyen bir öğrencinin davranışları öğretmen için önemli kriz durumlarından biridir. Bu öğrenciye karşı öğretmenin yaklaşımı diğer öğrencilerin de kriz çözme becerilerine kaynak teşkil edebilir. Öğretmenin aşırı düzeyde öfkelenmesi, yalnızca çocuğa yönelik yapılması gereken uyarının tüm sınıfa yönelmesi, öğretmenin bu davranışı görmezden gelmesi, uyarı esnasında maksadını aşan kelimeler kullanması öğrencilerin dikkatinden kaçmayacaktır. Bu tür durumlarda öğretmenin oldukça soğukkanlı ve sakin bir biçimde kendi duygularını ifade etmesi ve öğrenciyi kesin bir şekilde muhatap alarak sorunu öğrenciyle iletişim kurarak çözmeye çalışması en sağlıklı yollardan biridir. Bu tavır öğrencilerin problemleri iletişimde çözebileceği düşüncesini yerleştirebilir. Burada öğretmenin tüm sabotajlara rağmen ders işlemeye devam etmesi ve öğrencinin davranış sorununu çözmeye çalışması kriz durumlarına karşı dirençli olmanın önemini öğrencilere gösterebilir.

Öğrencilerin ders işleyişinden kopması, konuya ilgisiz kalmaları, dersin sorumluluklarını yerine getirmemeleri öğretmen için önemli bir stres faktörüdür. Bu stres faktörüne karşı sergilenen davranışlar yine öğrencilere örnek teşkil eder. Öğretmenin bu durumda öğrencilerin ders ile ilgili görüşlerini dinlemesi, öğrencileri anlamaya çalışması, öğrencilerin beklentilerini sorması, öğrencilerin önerilerini alması, ortak bir çözüm arayışına girilmesi öğrencilerin stres yaratan durumlara karşı çözüm arayışına girme becerilerine destek olabilir. Burada hem öğretmenin şeffaf biçimde duygularını ifade etmesi, hem sorunu yalnızca kendisine yüklemeden çevrenin de sorumluluk almasını sağlayıcı bir yaklaşımla hareket etmesi öğrencilere, başa çıkma becerileri ile ilgili bir davranış kalıbı aşılayabilir.

Okul ortamı öğrencinin sürekli olarak performansının değerlendirildiği, yeterlilik ve yetersizlik duygularıyla sürekli karşılaşıldığı yerlerdir. Öğrenci herhangi bir başarısızlık yaşadığına oldukça ilkel tepkiler verebilir. Öğrencinin başarısızlığıyla ilgili görüşme yapmak ve sorunun kaynağını anlayamaya çalışmak öğrenci için oldukça yol gösterici olabilir. Düşük düzeyde akademik yaşantıya sahip olan öğrenciler genellikle bir kısır döngüye girmiştir. Yetersiz olduğu için çalışmaz, çalışmadığı için yetersizliği devam eder. Öğretmenin bu döngüyü etkili bir biçimde kırması öğrencinin sorunlarla baş edebilme becerisine katkı sağlayacaktır. Öncelikle öğrencinin peşin bir hükümle yargılanmaması, çalışmama davranışının arka planında yatan düşüncenin anlaşılmaya çalışılması oldukça işlevsel yöntemlerdir. Bu yöntem sorunu çözmese dahi herhangi bir soruna “nasıl yaklaşılması” gerektiği ile ilgili bir yeti kazandırır. Duyguları ve düşünceleri yargılamadan yapılan bir dinleme, yargılayıcı olmayan ve kişilik haklarına saygı gösteren nasihatler öğrencinin sorunlar karşısında kendisine de merhamet gösterme ve kendisine de içsel bir destek sunma becerisini kazandırabilir.

Özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerin imajlarıyla ve dışarıdan nasıl göründükleriyle ilgili merakları ve kaygıları vardır. Bu dönemde öğrencilerin kişiliğinin kabul edilmesi ve bir yetişkinden farklı olmayacak şekilde iletişim kurulması, öğrenciye eşitlik duygusunun yansıtılması bireyin toplum içinde kendisini saygın bir birey olarak görmesine yardımcı olur. Bu dönemlerde hissedilen benlik algısı bireyin yaşamının geri kalanında da devam edebilir. Bu nedenle sağlıklı bireyler yetişmesi için kişinin bireyselliğine saygı duyulması ve görmezden gelinmemesi oldukça destekleyicidir.

Yine bu dönemde öğrencilerin kendisine yönelik merakları oldukça fazladır. Öğrenciler için en tehlikeli durum kendisiyle ilgili belirsizliğinin olmasıdır. Öğrenciler bazen toplum tarafından dışlanır veya cezalandırılır bazen ise toplum tarafından övülür. Bir birey için en tehlikeli geri bildirim mekanizması gerekçesi belli olmayan ödül ve yargılamalardır. Örneğin bazı öğrenciler “akıllı, terbiyeli” olarak okul ve sınıf ortamında övülür. Ancak hangi davranışın akıllılık ve terbiyeli öğrenci olma imajını desteklendiği bilinmez ise öğrenci temeli olmayan bir olumlu benlik algısıyla yaşamına devam eder. Bu belirsizlik ise ilerleyen dönemlerde “neyi koruması gerektiği” yönünde bir bilinmeze ve kaygıya neden olur. Bunun yerine öğrencinin sorumluluklarını yerine getirmesi, insan ilişkilerinde karşı tarafın duygularına önem vermesi, kendini ifade ederken dürüst ve şeffaf davranması gibi özelliklerine vurgu yapılmalıdır. Tersi şekilde “yaramaz, haylaz, uçarı” olarak etiketlenen öğrencilerin de hangi davranışının yaramazlık örneği olduğu hangi davranışın haylazlığa dahil olduğunu vurgulamak gerekir. Çünkü birey, toplum içerisinde dışlanıyorsa dahi neden dışlandığını net bir biçimde bilmelidir. Dolayısıyla bir kişinin kendisini tanımasını kolaylaştırmak için öncelikle onu bir sıfatla değil yaptığı eylemlerle değerlendirmek gerekir. Diğer taraftan kişinin kendisiyle ilgili belirsizliğe neden olabilecek söylemlerden kaçınmak gereklidir. Çünkü insanlar kriz anlarında hangi özelliklerine güvenebileceğini bilirse ve hangi alanda zafiyet yaşayacağını tahmin ederse baş etme becerilerini buna göre düzenleyebilir.

İnsanlar çoğu zaman kendilerinin dış dünyanın kendisine karşı nasıl davrandığına göre değerlendirir. Öz saygı, öz şefkat, öz kabul, öz yeterlilik gibi psikolojik sağlamlığı etkileyen becerileri çevrenin kişiye göre davranışlarına göre değişebilir. Kişi kendisine karşı acımasız bir eleştiri içinde olabilir ancak dışarıdan gelecek şefkatli bir yaklaşım bireyin kendisine de şefkatli davranmasına olanak sağlayabilir. Bireyin kendini aşırı düzeyde yetersiz hissetme problemi, dışarıdan birisinin onun olumlu ve güçlü yönlerini hatırlamasıyla aşılabilir. Kendisine yönelik öz saygısı düşük bir kişiyle kurulacak eşit düzeyde ilişkide kişinin kendine yönelik saygısı da artabilir. Bu nedenle kişinin kendisine sunmakta yetersiz kaldığı beceriler dışarıdan gelecek olumlu telkinlerle aşılabilir.

Her ne kadar psikolojik sağlamlığı geliştirmekle ilgili öneriler sunsak bile kişiye özgü durumlar ve farklı kişilik yapıları bu becerinin kazandırılmasında oldukça önemlidir. Bu nedenle öğrencinin sahip olduğu mizacı tespit etmek, onun bireyselliğini anlayabilmek ve onun şahsına özgü bir biçimde davranabilmek profesyonel bir destek sunmak için önemlidir.

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Bu sizin yeni siteniz mi? Yönetici özelliklerini etkinleştirmek ve bu mesajı kapatmak için oturum açın
Giriş