
Hepimiz yaşam yolculuğunda çeşitli zorluklarla ve aşmamız gereken engellerle karşılaşırız. Bir kayıp yaşamak, bir alanda başarısızlığa uğramak, bir şeyleri başarmak zorunda kalmak, tehditlere maruz kalmak hayatın akışında olan ve bizi zorlayan çeşitli yaşantılardır. Yaşayacağımız krizleri engellemek her zaman öngörmek mümkün olmayabilir. Bu nedenle önemli olan, yaşamımızda bu tür ani gelişmelerin ve zorlukların olması değil; bunları nasıl aşabildiğimiz ve bu süreçlerden nasıl deneyimler elde ettiğimizdir.
Bir çoğumuz hayatın hızlı akışında nasıl bir kişi olduğumuzdan daha çok olaylara nasıl tepkiler verilmesi gerektiği ile ilgileniyor. Örneğin; sınıf arkadaşımızla yaşadığımız bir anlaşmazlıkta düşüncemiz genellikle sonraki hamlelerimize ve bundan sonra nasıl davranmamız gerektiğine yoğunlaşıyor. Çevremize sürekli tepki vermeye odaklandığımız için kendimizi tanımamız ve nasıl bir birey olduğumuzu anlamamız konusunda eksikliğe düşüyoruz. Bu ise bizi daha kaygılı ve daha gergin kılıyor. Üstelik kişiliğimizi tanıyamamak ve karanlık yönlerimizle yaşamaya çalışmak da cabası.
İnsanın kendini tanıması ve baş etme becerilerinin gelişmesi için kendine yönelik farkındalığını arttırması gerekmektedir. Bu farkındalık çevrenin söylemlerinden ve etkilerinden ziyade insanın kendisine karşı samimi ve saydam bir bakış açısıyla mümkündür. Bu yetinin gelişmesi ise yaşantımızda kendimizi sürekli olarak bir gözlemci olarak incelememizle mümkündür.
Sizin bilgilerinizi aşan, zorlandığınız ve muhtemelen başarısız olacağınız bir sınavda olduğunuzu hayal edin. Neler hissedersiniz? Zihninizden hangi düşünceler geçer? Kendinizi nasıl algılarsınız? Peki zihninizden neden o düşünceler geçer? Neden bu tepkileri verirsiniz? Öfke, kaygı, korku, üzüntü gibi duyguların hangisini daha yüksek düzeyde hissedersiniz? Neden kaygılanırsınız? Neden korkarsınız? Neden o duyguyu hissedersiniz? Zihninizden geçen kelimeler nelerdir? Neden bu kelimeleri kullanırsınız?
Yine bir arkadaşınızla tartışma yaşadığınızı düşünün. Kırılma noktası ne olmuştur? Peki neden sizi çileden çıkaran, sizi ondan uzaklaştıran nedir? Neden bu davranış karşısında bu tür bir tepki verdiniz? Bir başka kişi olsa sizin gibi tepki verir miydi? Eğer bir başkasının aynı durumda farklı tepkiler vereceğini düşünüyorsanız siz neden sergilediğiniz tepkiyi verdiniz? Davranışlarınızın altında yatan temel örüntü nedir?
Kızdığınız şeyleri düşünün… Neden onlara kızarsınız? Sizi neler daha fazla stresli kılar? Hangi yaşantılar yaşamınızı daha zorlu bir yola sokar? Kişilerarası ilişkilerde önceliğiniz nedir? Toplum içinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Neden bu şekilde hissediyorsunuz? Güldüğünüz şeylere odaklanın. Mutlu olduğunuz şeyler neden sizi mutlu etmiştir? Hayatta sizi daha iyi kılan şeyler neden sizi daha iyi yapmıştır?
Bu tür sorular gündelik yaşamda arka planda sürekli olarak sorulması gereken ve objektif bir biçimde cevaplanması gereken sorulardır. Bu soruların peşine düşmek kişinin kendisiyle olan ilişkisini güçlendirecek ve karanlık taraflarımızı görmeye fırsat sağlayacaktır. Bu sayede hangi durumda hangi tepkileri verebileceğimizi ve hangi tepkilerin işlevsel olduğunu hangi tepkilerin yaşamımızı daha fazla zorlaştırdığını tespit etmeye imkan sağlarız.
Krizler, kayıplar, zorluklar ve sıkıntılar yaşam yolunda her ne kadar bizleri yıpratsa da yaşam bu zorlukların üstesinden gelmekle anlamlıdır. Bu zorlukları aşmak ise kendini tanımakla mümkündür. İnsanların yaşadığı sorunların kördüğüm haline gelmesi yine insanların kendine yabancı olmasıyla ilgilidir. Yaşam, insanın kendini tanımasıyla anlamlı ve kendini bilmesiyle zengindir.
Yorum bırakın