Kendini Sabotaj: Farkında Olmadan Kendimize Kurduğumuz Tuzaklar

Başarılı olmanın yolları açık olmasına rağmen insanlar neden tembellik yapar? Çalışmanın önemini ve getirilerini hemen herkes biliyor iken neden insanlar daha az çalışır? Disiplin sahibi olmak ile başarılı olmak arasındaki kuvvetli bağ bilinmesine rağmen neden insanlar dağınık bir yaşam sürerek kendileri için daha vasat olana yol açar? Herhangi bir derste başarılı olmanın şartları belliyken (not alma, tekrar, araştırma, soru sorma vb.) neden öğrenciler bu davranışları uygulamak yerine kendilerini zora sokacak ve onlara düşük notlar getirecek eylemleri tercih eder?

Tüm bu sorular ders çalışmanın eğlencesiz olduğu, sosyal medya videolarda gezinmenin daha keyifli olduğu, arkadaşlarla mesajlaşmanın daha fazla haz verdiği gibi cevaplarla geçiştirilebilir. Peki tembellik, eğlenceye düşkünlük, can sıkılması olarak adlandırılan sözde zafiyetlerin aslında bizlerin “benlik algımızı” daha pozitif algılamak için seçtiğimiz yollar olduğunu söylesek bu size neler hissettirir? Bu yazıda tembellikten, disiplinsiz davranışlardan, ders çalışmamaktan aslında gizli bir kazancınız olabileceği gerçeğini açıklamaya çalışacağız.

İnsan ilk doğduğu andan itibaren “pozitif bir benlik algısı” inşa etme eğilimindedir. İnsan için öncelikli ve önemli olan kendisini gerçek manada tanımak yerine kendini olumlu bir benlik yapısıyla algılamaktır. İnsanın bu benlik algısına sahip olması için de deneyim yaşaması şart değildir. Örneğin siz kendinizi iyi bir koşucu olarak görüyorsanız olimpiyat madalyası alarak bunu ispatlamanız gerekmez. Gerektiğinde hızlı koşabileceğinize dair bir “inancınız” varsa bu sizler için yeterlidir.

Ancak; insanın kendisiyle ilgili kurduğu olumlu benlik algısı için en büyük tehdit, bir performansın sergileme zorunluluğudur. Siz, dünyanın en iyi güreşçisi olduğunuzu iddia edebilir ve bu inançla mutlu olabilirsiniz. Ancak mindere çıkma vakti geldiğinde bu inancınız sınanır. Eğer minderde kaybederseniz iyi bir güreşçi olduğunuza dair benlik algınızı kaybetme riskinizle karşı karşıya kalırsınız. Bu nedenle sınavlar, projeler, sorumluluklar, aşılması gereken görevler insanın olumlu benlik algısını tehdit eden durumlar olarak algılanır. Bu nedenle insanların birçoğu herhangi bir performans veya sınav öncesinde yüksek kaygı yaşar ve kendisini sınayacak ortamlardan mümkün olduğunca uzak durur. Utangaçlık, tembellik, sosyal kaygı olarak adlandırılan birçok geri çekilme davranışının arka planında “olumlu benlik algısını tehdit eden” yaşantıdan uzaklaşma isteği bulunur. Peki ya kaçış yoksa? O sınavlara mecburen girilecekse? Mecburen bir performans göstermemiz gerekecekse? İşte burada insan zihnin en kurnaz yöntemleri devreye girer.

Bir yarışmayı, bir sınavı, bir müsabakayı, bir yargılamayı, bir değerlendirmeyi geçersiz kılmanın en iyi yolu bu süreci sabote etmektir. Örneğin bir sınav esnasında dışarıdan büyük bir gürültünün gelmesi öğrencilerin performansını engelleyen bir unsudur. Bu durumda öğrencinin performansıyla ilgili gerçek bir değerlendirme yapılamaz. Performans ortamını bozan çeşitli kontrol edilmez unsurlar olabilir. Ancak işin gizemli tarafı bu ortamın bazen insanın bilinçli bir şekilde bozmasıdır.

Örneğin yarın Fizik dersinden sınavınız var. Sınavın amacı öğrencilerin Fizik dersleri ile ilgili yeterliliğini ölçmektir. Normal şartlar altında öğrenciler sınava çalışır, sınavda çıkan soruları yanıtlar ve hak ettiği notları alır. Bu durumda herkes Fizik dersindeki becerileriyle ve yeterlilikleriyle ilgili bilgi sahibi olur. Sınav sonuçları iyi gelirse ne âlâ ancak kötü gelirse bu sefer kişi kendi yeterliliği ile ilgili şüpheye düşecektir. Bu tehdidi bertaraf etmenin yollarından biri ise sınav sürecini sabote etmektir. Örneğin öğrenci sınava yeterli bir şekilde çalışmadığında aslında öğrencinin gerçek performansını bulmak zorlaşır. Bir belirsizlik durumu ortaya çıkar. Böyle bir belirsizlik durumunda ise öğrencinin Fizik becerileriyle ilgili bir tanımlama yapmak zorlaşır. Bu durumda performans sabote edilmiş olur. Tabi ki bu durumu ifade eden en güzel cümle şudur: “Çalışsa yapar ama çalışmıyor.”

Birçoğumuz herhangi bir performans öncesinde performansın sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesinin önüne geçecek davranışlar inşa ediyoruz. Çalışmamak, ertelemek, çaba göstermemek, yoğun sosyal faaliyetlerde bulunmak, çok uyumak, sevdiklerimizle birlikte vakit geçirmek gibi eylemler ile sınavlar öncesinde kendimizi sabote ediyoruz. Buradaki en temel çıkarımız kendimizle ilgili şeffaf, açık ve net bir değerlendirmenin yapılmasının önüne geçmektir. Böylece kendimize dair olumlu benlik algımızı korumanın tehlikeli ve kurnaz bir yolunu bulmuş oluruz.

Kendini sabotaj davranışı herhangi bir performans öncesinde başarısızlıklarımızı, yeteneklerimiz veya kapasitemiz ile ilgili değerlendirme yapılmasını engelleyecek nedenler, sebepler, gerekçeler yaratma sürecidir. Siz Matematik sınavına çalışmayı ertelediğinizde sınavdan düşük not alırsanız “Zaten çalışmamıştım.” diyerek başarısızlığın nedenini “çalışmama” davranışına atfeder ve matematik alanında kapasiteniz olmadığı, yetersiz olduğunuz, beceriksiz olduğunuz gerçeğinden uzaklaştırmaya çalışırsınız. Böylece matematik becerileri ile ilgili olumlu benlik algınızı devam ettirmiş ve “Çalışırsam yaparım” inancını sürdürmüş olursunuz. Diğer taraftan eğer sınavdan bir şekilde yükse not almanın yolunu bulursanız bu sefer de “Çalışmadığım halde başarılı oldum.” diyerek zekanızla, kapasitenizle ilgili bir övünç çıkarmaya çalışırsınız. Yani burada “çalışmama” davranışı muhtemel bir başarısızlık durumunda yetersizlik imajından sizleri korurken, olası bir başarı durumunda ise benliğinizle ilgili övünç çıkarmanıza yardımcı oluyor.

Aslında görünüşte zararlı görünen eylemlerin arka planında insanların gizli kazançları saklıdır. Tembellik, keyif düşkünlüğü, erteleme, yetersiz egzersiz yapmak gibi davranışlar aslında olumlu benlik algımızı sürdürmek için geliştirdiğimiz ilkel stratejilerdir. Bu her ne kadar kulağa mantıksız gelse dahi insan için önemli olanın ne olduğu sorusu bizim yolumuzu aydınlatır. İnsan için başarılı olmak, sınavlardan yüksek not almak, zengin olmak, kariyer yapmak gibi kazançlar insan için yeterince tatmin edici veya güdüleyici değildir. Onun yerine insan kendisiyle ilgili olumlu benlik algısını kurmak veya devam ettirmek ister.

Şimdi herhangi bir performans sonucunda insana yönelik yapılan değerlendirmeleri, o insana yakıştırılan sıfatları değerlendirerek bilinçaltı süreçlerimizi biraz daha detaylı incelemeye çalışalım.

Eğer bir sınava yoğun bir şekilde çalışır ve başarılı olursanız çevreniz tarafından azimli insan olarak değerlendirilirsiniz.

Eğer çalışmadan başarılı olursanız çevreniz sizi muhtemelen zeki insan olarak değerlendirecektir.

Hem çalışmayıp hem de başarısız olduğunuzda ise genellikte tembel insan olarak nitelendirilirsiniz.

Ancak hem çalışıp hem de başarısız olduğunuzda ise insanlar sizin zekanızdan, potansiyelinizden, yeterliliklerinizden şüphe edecek muhtemelen “aptal” olarak değerlendirileceksiniz. Şimdi denkleme tekrar bakalım:

Çalışma + Başarı= Azimli İnsan

Çalışmama + Başarısızlık= Tembel İnsan

Çalışma + Başarısızlık= Aptal İnsan

Herhangi bir sınav sonrası alacağınız muhtemel ünvanlar bunlardır. Bu denklemde 2 olumlu (Azimli-Zeki) 2 olumsuz (Tembel-Aptal) sıfat bulunuyor. Olumlu sıfatları elde etmek istediğimizi düşünelim. Ancak bunlardan azimli insan sıfatına sahip olmak oldukça zor ve meşakkatli. Zeki insan olmak daha kestirme bir yol görünüyor. Olumsuz sıfatlardan ise en çok hangisinden uzak durmaya çalıştığımızı düşünelim. Aptal insan olmak, elbette tembel insan olmaktan daha korkutucu geliyor. Bu nedenle insanlar genellikte aptal insan durumuna düşmemeyi temenni eder. Dolayısıyla bu denklemde en az maliyetli olan Zeki İnsan sıfatı ve en az acı veren ise Tembel İnsan sıfatıdır. Bu nedenle insanlar herhangi bir sınav sonrasında Zeki olarak algılanmayı en kötü ihtimalle de Tembel olarak anılmayı tercih eder. Peki bu tercihlerin ortak noktasına dikkat ettiniz mi? Her ikisi de Çalışmama davranışıyla ortaya çıkıyor. Yani insanlar azimli olmanın zor olduğu ve aptal olmanın daha fazla acı verdiği yerde çalışmama davranışının arkasına sığınarak tesadüfi bir şekilde başarılı olarak zeki olarak algılanmayı en kötü ihtimalle ise tembel olarak algılanmayı tercih etmektedir. Neticede tembel hissetmek, kendini aptal veya yetersiz hissetmekten daha az acı verir.

İnsanların yaşamlarında en çok önem verdiği şey aslında kendilerine dair umutlarını korumaktır. Herhangi bir konuda yetersiz olmak, beceriksiz olmak, kapasitesiz olmak geleceğe dair ve kendinize dair umutları tüketir. İnsan, umut etmek isteyen, bir zaman sonra işlerin yolunda gideceğine inanmak isteyen bir varlıktır. İşte çalışmama, erteleme, yeterince performans göstermeme gibi zarar verici eylemlerin arka planında benlik algımızı pozitif bir imajda tutma gayreti vardır. Evet matematik sınavından düşük not almak kötü hissettirir. Ancak çalıştığınız halde düşük not almak sizi daha kötü hissettirir. İlkinde kaybettiğiniz telafi edilmesi mümkün olan bir sınav notu var iken ikincisinde matematik potansiyeliniz ile ilgili şüpheye düşersiniz.

Peki bu tehlikeli döngüden nasıl kurutulunur? İnsan neden olumlu benlik algısı inşa etme eğilimindedir? İnsanın kendini sabote eden davranışlarıyla başedebilmesi ile ilgili sonraki yazılarda size yol gösterecek bilgiler paylaşacağız. Ancak bundan önemlisi siz kendinizi ne şekilde sabote ettiğinize dair tespitlerde bulunmalısınız? Hangi davranışlarınız kendinize dair umudu korumak için mücadeleden kaçındığınızı gösteriyor? Sizler başarınızın önüne nasıl engeller koyuyorsunuz? Çalıştığınız halde başarısız olursanız bu gerçekten size neler hissettirir? Hangi andan sonra dikkatiniz ders çalışmaktan kayıyor? Uzun süre tembellik yaptığınız dönemlerin başlangıcı nasıl oluyor? Sizi masanın başına oturmaktan alıkoyan nedir?

Unutmayın, insanların verdiği kararların bir çoğu mantıksal gerekçelerle değil; duygusal gerekçelerle inşa edilir.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Kendini Sabotaj: Farkında Olmadan Kendimize Kurduğumuz Tuzaklar” için bir yorum

Kendininkini ekle

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑