Çocukluktan Yetişkinliğe: Ergenlik Döneminde Ebeveyn Olmak

Bu yazı, çocukluktan azâd olup yetişkinliğe adım atan gençlerin ailelerine hitaben yazılmıştır.

Ailelerin zihinlerindeki en büyük belirsizliklerden biri doğumuna, bebekliğine, emeklemesine, ilk adımına, ilk gülüşüne, ilk kelimelerine şahit oldukları yavrularının hangi aşamadan sonra büyüdüğüne kanaat getirmeleri gerektiğidir. Hangi aşamada telefon alınmalı? Hangi aşamada bilgisayarın başında kaç saat oturacağına kendisi karar vermeli? Hangi arkadaşlarla buluşup eve hangi saatte geleceğini ne zaman kendi belirleyeceği? Anne-baba, hangi aşamadan sonra polislik, gözetmenlik, dedektiflik görevlerinden emekli olup çocuklarına bir yetişkin gibi davranmaya başlayacak?

Elbette burada yasal sınırı 18 olan takvimsel yaştan söz etmiyoruz. Sosyal, bilişsel ve duygusal alanda bir kişinin “Artık çocuk değil!” ünvanını alacağı gelişim evresinden söz ediyoruz. Meseleye böyle bakınca bazı insanlar 10 yaşında yetişkin olurken bazıları ise 40 yaşında dahi çocuk kalabilmektedir. Mizaç ve genetik faktörleri hariç tutup neden bazı kişilerin büyüyemediğini neden bazı kişilerin ise “büyümüş de küçülmüş gibi” olduğunu ve bunun aile tutumları ile olan ilgisinden söz edeceğiz.

İnsanların çeşitli temel ihtiyaçları vardır. Yemek, giyinmek, uyumak, eğlenmek, temizlenmek vb. Bu ihtiyaçlar bebeklik döneminde aile tarafından karşılanır. Bir evreden sonra ailenin yönlendirmesi ve kontrolü ile çocuğun da ortak katılımıyla bu ihtiyaçlar karşılanır. Anne-baba, yemeği hazırlar ama yemeği çocuk kendisi yer. Kıyafetleri ailesi alır ama onları çocuklar giyer. Bunları, çocuklar yapabildiği halde aileler yapmaya devam ediyorsa bebeklik evresi tamamlanmamıştır. Kaşığı kendisi tutabilen bir çocuğa annesi yemek yedirmek zorunda kalıyorsa bebeklik sona erdirilmemiştir. Kazağını kendisini giyebilecek bir çocuk hala nazlanarak ailesinin kendisini giydirmesini bekliyorsa çocukluğa geçilmemiştir.

“Ama yoruluyor.”, “Ama kendisi yemiyor aç kalıyor”, “Ama daha küçük”, “Ama geç kalıyor” ile başlayan cümleler çocuğun bebeklik tavırlarını desteklemekten başka işlev görmüyor. Bu cümleler, çocuğun büyümesini engelleyen ailelerin, kendini suçlu hissetmemek için kullandığı telkinlerden başka bir anlama gelmemektedir.

Aslında bazen çocuklar bebeklikten çıktığının sinyalini aileye verir. Döke-saça da olsa yemeğini kendi yemek ister. Yamuk da olsa saçını kendisi bağlamak ister. Ters de olsa pijamalarını kendisi giymek ister. Kendisi duş almak, kendisi kanal değiştirmek, kendisi arabanın kapısını açmak ister. Ama aşırı korumacı, kaygılı, düzen takıntılı bazı aile fertleri çocuğun bu girişimciliğini çeşitli sebeplerle baskılar. Yerler batar, gidilecek yere geç kalınır, yemek istenilen sürede bitmez, tabak kırılır, elalem ne der gibi bahanelerle “sen şimdi dur” diyerek çocuk olmaya hazır olan kişinin özerkliği elinden alınır. Neyi nasıl yapacağını tam olarak öğrenemeyen, yeterince hata yapma hakkı verilmemiş çocuklar bu becerileri yerine getirebilecek fiziksel yeterlilikleri olsa bile yine ailesine bağımlı hale gelir.

Benzer şekilde bebeklikten çocukluğa geçildiği gibi çocukluktan da yetişkinliğe geçildiği bir evre vardır. Tıpkı bebeğin “Ben yapacağım!” demesi gibi ergen gençlerin de “Ben yapmak istiyorum!” davranışları vardır. Hangi kıyafeti alacağına karar vermesi, kiminle oturup kalkacağı, nerelerde dolaşacağı, hangi yayınları izleyeceği, ne zaman ders çalışıp ne zaman oyun oynayacağı ile ilgili kendileri karar vermek isterler. Bu istekler, gençlerin içinde bulunduğu duygusal atmosfer sebebiyle agresif bir şekilde genç tarafından ifade edildiğinde aile içi çatışmaya merhaba denilir. Ergenler yetişkinliğe adım atmaya başladığı bu ilk zamanlarda neye ihtiyacı olduklarını sözel olarak ifade etmede genelde beceriksizdir. “Ne zaman doyduğuma artık kendim karar vermek istiyorum” diyemez de tabağını bitirmeden sofradan kalkar. “Ne zaman uyuyacağıma ben karar verceğim” diyemez de gece 1-2 lere kadar bir şeylerle meşgul olur. “Kiminle zaman geçireceğime artık kendim karar vermek istiyorum” diyemez de ailesinin dahi tanımadığı insanlarla ilişki kurar. “Beni yeterince dinlemiyorsunuz. Benim de fikrim var.” diyerek kendini anlatmak yerine derin bir sessizlikle ailesini protesto eder.

Aile bu mesajları görmek yerine uslup, saygı, büyük-küçük ilişkisi gibi bariyerleri araya koyarsa aslında şu mesaj verilir: “Sen daha büyümedin. Bunu kabul etmiyoruz. Hatta bize saygısızlık yaptın. Burada büyük olanın kim olduğunu fark edeceksin.”

Bu evrede aileler ve çocuklar genellikle bir güç mücadelesi içindedir. Kimse gardını düşürmek istemez. Çocukla eşit bir ilişki kurmak, anne-baba için aşılması en zor engellerden biridir. Ebeveynlerin kendisinde kıramadığı o gururlu yapı, peyder pey bu yeni yetişkin olmaya çalışan genç tarafından tehdit edilir. Üzülerek söylemek gerekiyor ki ergen çocuklar karşısında birçok ailenin tavrı, tahtını kaptırmamaya çalışan bir kralın güç koruma mücadelesine benzemektedir. 15 yıldır yetişkinlik sultasına kurulmuş ve en kritik tartışmalarda “ben senden büyüğüm” kartını çeken aile, artık karşısında “Ben de senin karar büyüğüm” kartıyla karşısına dikilen genç ile karşılaşmıştır. Burada asıl soru aile bu masayı devirecek mi yoksa bu değişimin farkına varıp yeni bir dille mi iletişime devam edecek?

“Ne demek istiyorsunuz hocam? Biz, hayatımızı adadığımız çocuklarımıza karşı gurur mu yapıyoruz? Bu ilişkiyi sabote eden benim gururum mu yani? Yine mi ben suçlu oldum?” Bu cümle sınıf ortamında çok konuştuğu için uyarılan çocukların savunmalarıyla aslında çok benzer. “Hocam siz de hep beni görüyorsunuz. Ama diğerleri de konuşuyor. Bunlar beni konuşturdu. Ben zaten dinliyordum hocam” tarzındaki ifadelerin başka varyasyonu olan bu cümleler sizlerin zihninde yer alıyorsa siz de ne derece yetişkin olduğunuzu düşünmelisiniz. Çünkü yetişkin, yaptığı davranışların sorumluluklarını alan kişiye denir. Ortaya çıkan en ufak bir anlaşmazlık durumunda özür dileme nezaketini göstermeyen, sürekli kendini savunan, sürekli kendi haklı taraflarını ortaya koyan kişiler yetişkin olarak tanımlanamaz.

Sizler çocuk ve ergen psikolojisi ile ilgili eğitim almadınız. Çocuk ve ergenlerin nasıl yetiştirileceği ile ilgili bir eğitimden geçmedeniz. Yaşamın doğasında sizler ailelerinizden ne gördüyseniz ortaya karışık bir davranış yaklaşımınız var. Dolayısıyla iyi anne baba davranışı sergileyememeniz oldukça doğal. Hata yapmanız, yanlış cümleler kurmanız, yanlış stratejiler izlemeniz gayet de olağan şeyler. Ama olağan olmayan şey hatalarınızı kabul etmemenizdir. Kimse, sizi çocuk yetiştirmeyi bilmediğiniz için suçlayamaz ama hatalarınızı kabul etmemek, yaptıklarınızın sorumluluklarını almamak eleştirilecek bir şeydir. Hatta çoğu anne-baba bırakın davranışların sorumluluğunu almak yerine üste çıkmak için çocuklarının hatalarını abartarak anlatma tutumuna dahi başvuruyor. İşte bu eleştirilmesi gereken gururlu bir yapıdır.

Aslında burada çocukluk ile yetişkinliği ayıran sınıra gelmiş bulunmaktayız. Kendi ihtiyaçlarını kendi karşılamak ve yerine getirmediği sorumlulukların bedelini ödemek yetişkinliğin en temel özelliğidir. Bu cümlenin gençlerin ilgilendiren boyutları var ancak bu yazı siz değerli ailelere hitaben yazıldığı için sizi ilgilendiren kısımları vurgulayacağız.

Bir öğrencinin çalışma planını yapmak ailenin görevi değildir. Haftanın hangi gününde hangi dersi çalışacağını taksim etmek babanın veya annenin vazifesi değildir. Bunu yapacak olacak öğrencinin kendisidir. Destek olacak olan da ailedir. Aile en fazla “Pazar günü ailecek bir şeyler yapabiliriz, o gün haricine kendin karar ver.” düzeyinde bir yönlendirme yapmalıdır. Bir delikanlının hangi kıyafeti giyeceğine karar vermek ailenin görevi değildir. Aile, bütçesini ve kendi zevkini paylaşmakla mükelleftir. Hangi saatte yatacağına, hangi dersi çalışacağına karar vermek ailenin görevi değildir. Ama çocuğa umut vermek ailenin görevidir. Endişelerini paylaşmak ailenin görevidir. Yaşamın gerçeklerini objektif bir dille hatırlatmak onların görevidir. Aile, oğluna-kızına sınav kazandıramaz ama sınavı kazanamadığı zaman onu nasıl bir yaşamın beklediğini ve yaşamda kendisinin en fazla nereye kadar destek verebileceğini belirtebilir. Aile, çocuğunun herhangi bir konuyu kavramasına yardımcı olamayabilir ama zorlukları aşmak için ona güven duygusunu verebilir. Arkadaşlarıyla kavga etmesinin önüne geçemeyebilir ama kimsenin hakkına girmemesi gerektiğini, girse de cezasını kendi çekeceğini belirtmesi gerekir.

Onlar, şimdiye kadar sürücü yanında gidiyorlardı ama artık direksiyona geçme vakitleri geldi. Cahil cesaretleri olabilir, korkuları olabilir, bilgiçleri olabilir. Büyümenin verdiği narsisistik gururları olabilir. “Her şeyi yapabilirim” inançları gelebilir. Bunlar, yetişkinliğin taze heyecanlarıdır. Onlar akılsız değil; sadece sizin kadar tecrübeye sahip değiller. Sizler çok kez tümseklere takıldınız, çok kez çukurlara düştünüz, çok kez dolandırıldınız, çok kez kandırıldınız. Tüm bunların sonunda hayat tecrübesi kazandınız. Sizlerin bin bir türlü bedeller ödeyerek kazandığınız bu hayat tecrübelerini, çocuklarınızın kolayca kavramasını beklemek kendi çektiğiniz acılara dolayısıyla kendinize yaptığınız haksızlıktır.

Siz onları acılardan, sıkıntılardan, dertlerden muhafaza edemezsiniz. Ama yaşamın doğasının bu olduğunu, sizin de zamanında hatalar yaptığınızı, sizin de kusurlarınızın olduğunu ama yaşamda önemli olanın ayakta kalmak olduğunu onlara hatırlatıp belki umut tazeleyebilirsiniz. “Aslında ben de sen gibiydim” diyerek onların “Ben de yetişkin oldum” mesajına olumlu bir cevap verebilirsiniz. Siz öz-eleştiri yapabiliyorsanız onlar da yapabilirler. Siz kendi hatalarınızla korkmadan yüzleşebiliyorsanız onlar da yüzleşirler. Herhangi bir problem durumunda yakasına yapışacak biri aramadan önce nerede yanlış yaptığınızı düşünmeyi alışkanlık haline getirirseniz, baltayı ilk önce kendine vurmanın acı bile olsa en sonunda karlı bir ve erdemli davranış olduğunu fark ederseniz, o küçük gördüğünüz çocukların bazen sizlerden bile daha yetişkince tavırlar sergilediğine hayretle şahit olacaksınız.

O halde sorumuzu tekrar sorup cevabı başka bir açıdan verelim:

-Bir çocuk ne zaman yetişkinliğe geçer?

-Aile ona yetişkin olarak davranmaya başladığı zaman. Aile büyürse çocuk da büyür.

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

Bu sizin yeni siteniz mi? Yönetici özelliklerini etkinleştirmek ve bu mesajı kapatmak için oturum açın
Giriş