Öğrenme ve Verimli Ders Çalışma: Aktif Hatırlamanın Gücü

Yukarıdaki cümleleri herhangi bir ders için öğrencilik yaşantımız boyunca en az bir defa kullanmışızdır. Üst üste aldığımız başarısız notlar, çabalarımızın karşılığını alamamak, sürekli patinaj çekerken diğerlerinin daha iyi performans göstermesi kendimizi başarısızlık alanında bir tanımlama yapmaya zorluyor ve genellikle sorun “yapamıyorum” gibi pasif, soyut ve anlamsız bir ifadeyle düğümleniyor.

Oysa ki sorunun ana kaynağı öğrencilerin çoğunun çalışma tekniklerini bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Çoğu öğrenci verimli çalışma yöntemlerini bilmediği veya uygulamadığı için kendini yetersiz, kapasitesiz ve başarısız olarak etiketliyor. Yaşamının herhangi bir döneminde bu performans sorgulamazsa okul yaşantısı rüya gibi gelip geçiyor.

Ders başarısı dediğimizde aslında en temelde öğrenme sürecini kastediyoruz. Öğrenme daha önce bilmediğimiz bir konuyu bilir hale gelme sürecimizdir. Bu ise aslında beyin hücreleri arasında bağ kurma hikayesidir. Bu sürecin nasıl çalıştığını bilmeyen kişiler yaşam karşısında edindiği ilkel tecrübelerle bir işin üstesinden gelmeye çalışırken; öğrenme sürecini bilen kişiler ise karşılaştıkları zorluklar karşısında çok daha soğukkanlı davranarak öğrenmeyi dolayısıyla başarıyı daha pratik bir şekilde elde ediyor.

Yani sizler aslında başarısız bireyler değil; öğrenme sürecini bilmeyen ve buna uygun bir şekilde bedeninizi yönlendirmeyen kişiler olabilirsiniz. Görünüşte yetersizlik gibi olsa da aslında verimsizlik problemi vardır. Oyunu kuralına göre oynamadığımızda kaybetmek olağan bir sonuçtur.

Bu nedenle bu yazıda size öğrenme deneyiminin fizyolojik süreci anlatılacak ve bu bilgilerden yola çıkarak etkili çalışma metotları ile ilgili bilgi sunulacaktır.

Öğrenme Süreci

Öğrenme süreçleri beynin yapısal olarak değişimini içerir. Beyin ise temel olarak alt beyin ve üst beyin olarak ikiye ayrılır. Alt beyin reflekslerimizin, dürtülerimizin, duygularımızın merkeziyken üst beyin (beynimizin dışındaki gri kıvrımlı katman) ise öğrenme, bilgiyi ayrıt etme, ezber, düşünme, karar verme mekanizmalarımızın merkezidir. Dolayısıyla biz öğrenme sürecini ele alırken aslında üst beyinin değişim ve dönüşüm sürecini kastediyoruz. Üst beynin bu süreci ise beyin hücreleri (nöron) arasındaki etkileşimle doğrudan ilgilidir.

Yukarıda beyin hücresi olarak bilinen ve nöron olarak adlandırılan bir hücre görüyorsunuz. Hemen altında ise iki nöronun bağlantı kurmuş hali olan nöral ağı görüyorsunuz. Detaylardan arındırırsak öğrenme süreci aslında beyin hücreleri arasında bağlantı kurma becerisidir. Beynin farklı bölgeleri bu bağlantı kurma sürecini koordine eder, yönlendirir ve kalıcı hale getirir. Şimdi bu öğrenme sürecini farklı basamaklara ayırarak inceleyeceğiz.
Öğrenme süreci 4 temel basamağa sahiptir:
1. Duygusal Uyarım
2. Duyu Organları
3. Hafıza
4. İşlemleme

Şimdi bu basamakları teker teker inceleyelim.

İnsan davranışları duygusal uyaranların etkisiyle oluşur. Ödül-ceza, haz alma-acıdan kaçınma gibi değişkenler davranışlarımıza yön verir. Duygusal uyarım alt beyin sayesinde gerçekleşir. Örneğin dışarıda sizi tehlikeye atacak bir durum varsa alt beyin size kaçmanız gerektiği yönünde duygusal bir uyaran gönderir ve vücudu harekete geçirir. Vücudu harekete geçiren güdülenmeyi alt beynin oluşturduğu duygusal uyarımlar sağlar. Duygusal uyarım varsa vücut harekete geçer. Duygusal uyarım yoksa vücut atıl kalır. Bu bilgi öğretmenini sevdiğimiz derste neden daha dikkatli ve başarılı olduğumuzu da açıklar. Duygusal olarak öğretmenle bir bağ kurmak ondan gelecek ödül ve cezalara karşı da duyarlı olmamızı sağlar.

“Duygusal bağ yoksa öğrenme de yoktur.”

Alt beyinde gerçekleşen duyusal uyarımlar, dikkat hormonu olan dopaminin salgılanmasını sağlar. Dopamin ise duyu organlarının dış dünyadan gelen uyarıcıları, bilgileri alması için onları hazır hale getirir ve en iyi performansta veri toplamasını sağlar. Duygusal olarak bağ kurduğunuz insanların davranışları zihninizde daha fazla yer tutar. Çünkü kurduğunuz duygusal bağ, o kişiyle karşılaştığında duyu organlarınızın daha yüksek performans ile çalışmasını ve ondan gelen verileri daha iyi almanızı sağlar.

İşte bu durum konuları öğrenme sürecinde de aynıdır. Sevecen, neşeli, komik, anlayışlı ve sıcakkanlı öğretmenler sınıfla daha duygusal bağlar kurabildiği için öğrencilerin duyu organları da o öğretmeni dinlerken maksimum ölçekte çalışır. Dikkat yönetilir.

Bu çalışma prensibini ders başarısı özelinde düşünürsek kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Duygusal yoğunluğum nerede? Bir öğrenci eğer romantik ilişkilere, arkadaşlık ilişkilerine gömülmüş vaziyetteyse, duygusal uyarım anlatılan konuda veya öğretmenin söylediklerinde olmayacağı için ders alanında gelen bilgiler de dikkati çekmeyecektir. Bu nedenle eğer ders çalışmaya yönelik gerekli motivasyonunuz yoksa duygusal olarak hangi konuya odaklandığınızı keşfetmeniz gerekiyor. Aile sorunları mı? Arkadaşlık ilişkileri mi? Kimlik problemleri mi? Yani sizin enerjinizi azaltan neyse onu keşfetmeniz gerekiyor.

Öğrencilerin birçoğu masa başına otursa dahi okuduğunu anlayamadığını, soru çözerken uzun süre tek bir soruda oyalandığını, dalıp gittiğini, sesten, ışıktan kolayca etkilendiğini söyler. Bunun en temel sebebi konuyu öğrenmeye yönelik duygusal bir sebep olmaması ve bu güdü eksikliğinden dolayı duyu organlarının yeterince hassas olmamasıdır.

Bu nedenle eğer ders başarısı ile ilgili bir problem yaşıyorsan;

Duyu organları dış dünyadan veri toplamamızı sağlar. Öğretmenin sözlerini, sayfada yazılı metinleri algılamak duyu organlarının işlevidir. Duyu organları dış dünyadan topladığı verileri beynin ilgili bölümüne aktarır. 5 duyu organı olan görme, işitme, koklama, tatma, hissetme öğrenme sürecinde ne kadar aktif olursa veri toplama işlemi o kadar sağlıklı ilerler. Yazarak bir konuyu öğrenme dinleyerek öğrenmekten daha etkilidir. Çünkü dinleme sürecinde yalnızca işitme duyusunu kullanıyorken yazma işlevinde görme, hissetme gibi birden fazla duyu organını kullanıyoruz. Bu nedenle öğrenilmeye çalışılan konuyla ilgili duyu organlarımızı maksimum düzeyde uyaracak metotlar kullanmalıyız.

Öğrencileri ders çalışma eyleminden koparan diğer süreç ise dış uyaranların çok fazla olmasıdır. Çoğu öğrenci “hocam dikkatim çok dağılıyor” şikayetinde bulunur. Halbuki bu bir sorun değildir. Çünkü dikkat, dağılmak için vardır. Eğer dikkat denilen şey dağılmasaydı duyu organlarımızı istediğimiz yere yönlendiremezdik. Düşünün sınıfta arkadaşlarınızda koyu bir sohbete daldınız ve öğretmen sınıfa girdiği halde sohbeti sonlandıramıyorsunuz. Öğretmenin gür bir ses tonuyla sizi uyarması dikkatinizin sohbet ortamından “dağılmasını” sağlar. Dolayısıyla dikkatinizi öğretmeninize yönlendirirsiniz. Dikkat aslında dış dünyadan gelen uyarıların en şiddetli olanına yönelir. Uyaran ne kadar şiddetli ise dikkat de oraya gider. Yani dikkat dağılmak için vardır.

Dikkat konusunda asıl sorun dikkatin geri getirilmeyişidir. Diyelim ki öğretmeniniz konuyu anlatıyor ve siz onu pür dikkat bir şekilde dinliyorsunuz. Tam o sırada arkadaşınız size bir laf attı ve ders dışı bir konuda sizin dikkatinizi çekti. Dikkatinizin o arkadaşınıza kaymasında herhangi bir problem yoktur. Bu vücudun ve duyu organlarının temel çalışma prensibidir zaten. Ancak siz arkadaşınızla olan konuşmayı sonlandırıp tekrar öğretmene odaklanamıyorsanız işe bu bir problemdir. Dikkatin dağılması asıl sorun değil; dikkatin geri getirilmemesi sorundur. Dikkatin geri getirilmesi ise yaşamdaki temel önceliklere yani yukarıda sözü edilen duyusal uyarımlara bağlıdır. Arkadaşlarınızla kurduğunuz ilişki öğretmenin anlattıklarından daha öncelikli geliyorsa veya akşam bilgisayar oyunu oynamak ödevlerini yapmaktan daha önemli geliyorsa dikkatinizin konuyu anlamak üzere olması mümkün değildir.

Duyu organları dağılmaya bu kadar müsaitse o zaman şunu bilmek gerekiyor ki ders çalışmaya başlamadan önce, okulda, sınıfta veya evde seni derse çalışmaktan alıkoyan ne varsa onları etrafından uzak tutman gerekiyor. Eğer matematik sorusu çözerken masanın hemen kenarında akıllı telefonun duruyorsa telefondan gelen bildirimler elbette dikkatini dağıtacaktır. Oturarak değil de yatarak çalışıyorsan bir süre sonra elbette uykun gelecektir. Masanın üzeri dağınıksa zorlandığın bir anda gözün masadaki nesnelere takılacaktır. Dikkatin doğasında dağılmak vardır. Eğer çalıştığın konuda başarılı olmak istiyorsan dikkatini dağıtacak nesnelerden kurtulman gerekiyor.

Bu nedenle eğer ders başarısı ile ilgili bir problem yaşıyorsan;

Dikkatini dağıtacak nesneleri etrafından uzaklaştır.
Akıllı telefonun uzakta olsun ve bildirimlerini kapat
Fiziksel dağınıklıktan kurtul.
Dikkatini derse çekecek bir çalışma metodun olsun.
Yazarak çalış.
Kavram haritaları çıkar, görsel uyaranlar hazırla, çalışma masana, odana uyarıcılar yerleştir.
Renkli kalemlerle çalış.
Not al. Açlık ve tokluğuna dikkat et.

Şimdi ilk adımda ilgili konuyu öğrenmek için duygusal bir uyaran bulduğunuzu, duyu organlarını harekete geçirdiğinizi ve etkili bir şekilde konuyu dinlediğinizi, dikkatinizi tamamen çalıştığınız konuya vererek verileri topladığınızı varsayalım. Sıra geldi bu bilgilerin depolanmasına.

Dış dünyadan duyu organları aracılığıyla alınan veriler hipokampüs denilen bir merkeze gönderilir. Bu merkez aslında bir arıtma merkezi olarak çalışır. Örneğin siz perşembe günü sabah yola çıktınız, okula geldiniz, matematik dersinde fonksiyonlar konusunu işlediniz, konuyu gayet iyi dinlediniz, akşam oldu, otobüse bindiniz ve eve gittiniz. Peki sabah okula gitmek için otobüse bindiğinizde yanınızdaki kişinin montu ne renkti? Tabi ki bilmiyorsunuz. Ama sabah o kişiyi ve montu görmüştünüz. Duyu organınız bu veriyi dışarıdan almıştı. Ama ne oldu da bu bilgi sizde kalıcı olmadı? Neden bu bilgi zihninizden silindi? İşte bu silme işlemini yapan bölüm hipokampüs adlı merkezdir. Dış dünyadan o kadar çok uyaran alırız ki beyin adeta bilgi bombardımanına tutulur. Beyin bunların hepsini tutacak gelişmişlikte olmadığı için işe yaramayacak olan bilgi silinir. Bir taraftan beyin veri almaya odaklanırken diğer taraftan silme işlemine odaklanıyor. Peki asıl soru şu: Beyin neyin silinmesi gerektiğini nereden biliyor? Cevap basit: Bilmiyor. Beyin yalnızca ısrarla gelen ve güçlü olan uyarıları alırken zayıf uyaranları almıyor.

Aslında şunu demek daha uygun. Beyin öğrenmesi nöronların birbirleri ile bağ kurma süreçleri olduğu için dış dünyadan gelen uyaranlar ne kadar kararlı ve sık ise bağ kurmak o kadar kolay oluyor. Ama uyaran sıklığı yoksa bağlar da kurulmuyor. İki nesneyi birbirine bağlamayı deneyin. Eğer ona bir tur ip dolarsanız bu bağ zayıftır ve çabucak kopar. Ama 7-8 kat tur ile bağlıyorsanız bu bağ kalıcı olur ve kopmaz. İşte dış dünyadan gelen uyarılar aslında bağ kurma sürecini ifade eder. Siz bugün okula gittiğinizde fonksiyonlar konusu ile ilgili bir bilgi duyuyorsunuz. Ertesi gün tekrar bu bilgiyi duyuyorsunuz. Burada artık ilgili beyin hücreleri arasında sıkı bir bağ kurulur. Yani siz dış dünyadaki uyaranların şiddetini ve sıklığını ayarlarsanız hipokampüs denilen merkez de en sık gelen uyaranı en önemli bilgi olarak işleyip geri kalan uyaranları temizliyor. İşte burada tekrar yapmanın ve öğrenilmesi gereken konuyla ilgili yoğun çalışma yapmanın neden önemli olduğunu açıklıyoruz. Bir derse 10 saat yoğun bir dikkatle odaklanan öğrencinin öğrenme düzeyi ile 1 saat yoğun dikkatle odaklanan kişinin öğrenme kalıcılığı asla aynı olmayacaktır.

Diğer bir soru ise şu: Hipokampüs bu ayrıştırma ve ayıklama işlemini ne zaman yapar? Cevabı şaşırtıcı gelebilir ama bu işlem uyku esnasında gerçekleştirilir. Beden gün boyu malzeme toplayıcısı gibi çalışıp beynimize sürekli bir şeyler getirir. Ancak bu getirilen şeylerin ayrıştırılması ve düzenlenmesi için bir zaman aralığına ihtiyaç vardır. İşte uyku aslında sürekli malzeme toplayan bedeni durdurmak ve getirilen malzemeleri tasnif etmek için bir zaman yaratmaktır. Çünkü yoğun bedensel aktivite gelen bilgilerin ayrıştırılmasını engeller ve öğrenme süreci gerçekleşmez.

Uyku esnasında nöronlar bağ kurmak için en elverişli elastik yapıdadır. Uyanıklık esnasında nöronlar hızlıca bağ kuramaz ama uyku esnasında bağ kurma süreci çok daha hızlıdır. Uykunun farklı evrelerinde farklı işlevler gerçekleşir. Yavaş Dalga Uykusu denilen evrede bağ kurma ve ayrıştırma işlemi gerçekleşir. Bu sırada diğer hücrelerle bağlantısı olmayan veya zayıf bağlantısı olan hücreler de yok edilir. Yani bu evrede hem güçlü bağlar kurulurken hem de zayıf bağlar temizlenir. İkinci evre olan REM uykusu evresinde ise hipokampüs tarafından ayrıştırılan ve korunması gereken bağlantılar neokorteks denilen üst ve ön beyin (alnımızın hemen arkası) tarafına transfer edilir ve kalıcı öğrenme sağlanır.

Kaliteli öğrenme kaliteli uykuyla gelir. Vücut bu işlemi en etkili olaran 23:00’dan sonra yapar. Geç saatlere kalan uyku veya gece uykusu eksikliği öğrenmeyi engeller. Her ne kadar çalışma esnasında konu çok iyi şekilde anlaşılsa da bu öğrenme süreci kaliteli bir uyku ile desteklenmediği sürece kalıcı olmaz. “Hocam derste çok iyi anlıyorum ama sınavda aklıma gelmiyor” yakınması biraz da bundandır. İyi uyku=iyi öğrenme
Not alarak çalış. Yazma eylemi çok fazla duyu organını çalıştırır.
O an anlamış olabilirsin ama kalıcı öğrenme tekrarla gelir.
Tekrar hem ezberi hem de yeni bağlantıyı sağlamalı
Unutuyorsan bağlantı kuramamışsındır.
Tablolar, şekiller, haritalar kullan.
Duvara yaz, göz önünde olsun.
7-8 saat uyku yeterlidir
11:30 dan sonra başlayan uyku kalitesizdir.
Biyolojik saat kaliteli uykuyu getirir.
Uyku açlığı olması gerekiyor. Gün içinde okulda uyuyorsan gece evde uyuyamazsın.
Kesintisiz uyku yaşa. Telefon yattığın yerden uzak tut.
Mavi ışık (telefon, tablet, bilgisayar, televizyon ışığı) uyku kalitesini düşürür.
Uyku düzeni yoksa öğrenme de yoktur.

Duygusal bir uyaran vardı. Alt beyin bu sayede duyu organlarını uyardı. Duyu organları artan dikkat ile bilgileri topladı. Toplanan bilgi hipokampüs aracılığıyla güzel bir uyku ile ayrıştırıldı. Şimdi sıra geldi bu öğrenmenin kalıcı hale gelmesine ve bir yeti şeklinde kalmasına… Bilginin beyindeki ana bölgesi üst beynin ön kısmı olan neokortekstir.

Canlılar bedensel istek ve arzularına motive olarak yaşama tutunurlar. Örneğin aç kalmak sizi doğal olarak harekete geçirir ve yemek aramaya güdülüler. Ancak insanda diğer canlılardan farklı olarak yalnızca bedensel istek ve ihtiyaçlar değil bilgisel ihtiyaçlar da vardır. Anlamak, kavramak, geri planını öğrenmek, bağlantı kurmak, nedenini niçinini bulmak gibi uğraşlar da bir insan için yemek gibi uyku gibi bir ihtiyaçtır. Diğer canlılarda böyle bir ihtiyaç ve yönelim olmadığı halde insanda böyle bir ihtiyacın olması insan beyninde neokorteksin daha geniş bir yapıda olmasından kaynaklıdır. Neokorteks alt beyin ile yoğun ilişki kurarak bilgi düzeyindeki verileri bedensel tepkilere dönüştürür.

Örneğin bir bebek canı yandığında göz yaşı döker. Normalde göz yaşı diğer canlılar için de böyle bir işlevdedir. Ancak biz insanlar sevdiğimiz biri tarafından hayal kırıklığına uğratıldığımızda da ağlarız. Çünkü bir insanı sevmek aslında o insanla ilgili bir öğrenme sürecidir. O insanla duygusal bağ kurarsınız, duyu organlarınız onunla meşgul olur. Konuşursunuz, dinlersiniz, şakalaşırsınız. Uyumadan önce onu düşünürsünüz. Boş zamanlarınızda onun davranışlarını yorumlarsınız… Bu süreç ön beyninizde o kişiyle ilgili kalıcı öğrenme gerçekleştirmenizi sağlar. Bu kalıcı öğrenme ona aynı zamanda biyolojik bir bağlılık getirir. Günün sonunda onu kaybettiğinizde sanki bedeninizden bir parça zarar görmüş gibi şiddetli ağrı hissedersiniz. İşte bu süreç bilgininin biyolojik bir sürece dönüşmesiyle ilgilidir. Günün sonunda o ağrıyı dindirmek için alt beyin harekete geçer, duyu organları bunun için çalışır döngü tekrarlar.

İnsan beyninin bu yapısı anlama, kavrama, geri çağırma, bellekte tutuma gibi becerilerin tıpkı fizyolojik ihtiyaçlar kadar önemli olmasını sağlar. Başka bir bakış açısıyla öğrenme sürecimiz bir süre sonra bedensel bir ihtiyaca dönüşür. Bu evreden sonra sahip olunan bilgiler üzerinde düşünmek, analiz yapmak, tartışmak, bilgileri uygulamaya dökmek, başka birine aktarmak, yanlışları tespit etmek, bilgileri bir hiyerarşiye koymak önemlidir. Tüm bunlar bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılmasını sağlar. Kalıcı öğrenme dediğimiz süreç bu adımlarla oluşur.

Kalıcı öğrenme sürecinde en önemli faaliyetlerden birisi hata yapmaktır. Bilinen, ezberlenen, kavranılan bir konuyla ilgili yapılacak hatalar o konuyla ilgili daha kalıcı bilgiler öğrenmemiz için güdüleyici olacaktır. Çünkü öğrenildiği düşünülen bir bilgiye dayanarak yapılan bir işlem sonucu çıkan hata beyinde bir şok etkisine ve tehdit algısına neden olur. Beyin nasıl ki çevresel tehditlere karşı tedbirli olma ve harekete geçme eğilimi gösteriyorsa öğrenme sürecinde yapılan hatalar da kişinin daha dikkatli olmasını sağlar.

Nasıl ki küçük bir bebek sıcak nesnelere dokunup canı yandığında artık bu eylemi yapmaması gerektiği ile ilgili bir yeti kazanıyorsa herhangi bir matematik dersinin konusunda soru çözümü sonucu çıkan hatalar neticesinde yapılan hatalar bellekte kalıcı bir şekilde işlenir. Sonraki soru çözümü sürecinde aynı hatayı tekrarlama ihtimali doğduğunda “kötü bir his” uyanır ve beynimiz sanki “Bunu yapma. Daha önce bunu yaptığında kötü bir şey olmuştu.” diye uyarı verir. Satranç oyununu düşünün. Yaptığınız hamleler size kayıp getirdiyse bir süre sonra aynı hamleleri yapmadan önce beyninin çeşitli kimyasallar salgılayarak sizi alarm durumuna geçirir ve hatalardan uzak tutmaya çalışır.

İşte bu nedenle öğrendiklerimiz üzerinde düşünmek, soru sormak, sorulara muhatap olmak, sorulara cevap vermeye çalışmak, tartışmak, farklı bakış açılarını görmek zihnin daha iyi öğrenmesine yardımcı olur. Hatta bu durumla ilgili oldukça dikkat çekici bir söz vardır: “Usta, kısıtlı bir alanda yapılacak tüm hataları yapmış kişidir.”

Yukarıda anlatılanlardan yola çıkarak verimli ders çalışma ile ilgili
-Hata yapmaktan korkmayın. Bu, öğrenmenin en önemli parçasıdır.
-Öğrendiğin bilgileri öğretmen rolünde başka birisine anlat
-Bildiğini sandığın şeylerle ilgili kendine aykırı sorular sor.
-İnsanlar sana bu konuyla ilgili ne sorabilir düşün.
-Bu konuyu 5 yaşında bir çocuğa nasıl anlatabilirsin?
-Ortada bir bilgi varsa o bilgi nereden gelmiştir? Kök nedenlerini araştır. Örneğin oksijen yanma eylemini hızlandıran bir gazdır. Peki neden? Oksijenin hangi özelliği yanma olayını hızlandırır? Yanma olayı nedir? Yanma olayında atomun yapısında nasıl değişiklik olur? Neden bu değişiklik olur?
-Anlatılan bilgileri doğrudan kabul etmek yerine sorgulayıcı olarak konuyu tüm yönleriyle öğrenmeye çalış.

-Farklı disiplinlerle bilgilerini destekle. Örneğin tarih dersine çalışıyorsan tarihsel olayların nedenlerini coğrafi sebeplerle anlamaya çalış.

Sonuç

Akademik alanda uzun süre devam eden başarısızlıklar ve çabaların karşılık bulunamaması insanlarda yetersizlik ve yeteneksizlik düşüncelerine neden olur. Halbuki öğrenme süreci aslında biyolojik bir süreç olup çeşitli basamakları ve yapı taşları vardır. İnsanlar bu basamakları yeterince iyi bilmedikleri için verimli çalışma alışkanlıkları edinemiyor. Ders başarısı, duygusal bir motivasyonla desteklenen, dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış ve doğru çalışma yöntemleriyle sürdürülen bir öğrenme sürecinin sonucudur. Sizler öğrenmeyi anlamlandırarak ve verimli stratejiler geliştirerek başarısızlık hissinden kurtulabilir, potansiyellerinizi daha iyi kullanabilirsiniz. Oyunu kurallarına göre oynamak, başarıya giden yolda en önemli adımdır.

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑