Kendi isteğimizle olsun veya olmasın, sevelim veya sevmeyelim bir şekilde eğitim yaşantımıza devam ediyoruz. Bu eğitim sürecinin bizim yaşamdaki planlarımızla ne kadar ilgili olduğu bazen zihninizde tartışma konusu olabiliyor.
Bir çoğunuz için eğitim olarak adlandırılan şey aslında öğretimden öte gitmedi. Öğretim, eğitimin içinde olan bir şeydir ama eğitimin kendisi değildir. Eğitim denilen olgu bir kişinin kendini dönüştürme sürecidir aslında. Örneğin fizik dersinde anlayamadığınız bir konu var. Konuyla ilgili bir anlamaya başlama, konuyu kavrama süreciniz öğretim ile ilgilidir. Ama konuyu öğrenemediğiniz için pes etmemek, bilmediklerinizin peşinden gidebilmek, istikrar sahibi olmak, kararlı olmak, bilgiye ulaşmak için atılganlık göstermek eğitimle ilgili hususlardır. Bu nedenle yazının devamında karşılaşacağınız eğitim kavramını kişinin kendini tanıma, kabul etme ve aşma sürecinin tamamı olarak anlamanız gerekmektedir.
Eğer bir yerde eğitim kavramından söz ediyorsak orada değiştirilmesi, dönüştürülmesi gereken bir şey vardır. Eğitim, her ne kadar yararlı bir çaba olsa dahi aslında bir yerde eğitim alan kişiyi rahatsız eden tarafları vardır. Bir yerde “gelişmek” kelimesi varsa bu aslında bir yerlerde “geri kaldığımızı” gösterir.

Eğitim, kişinin olduğu halinden değişmeyi gerektirir. Ama bu değişim beklentisi karşısında içimizde bir yerlerde şu sorular yer alır: “Peki biz neden değişelim ki? Olduğumuz halimiz ile kabul göremeyecek miyiz? Çevrem beni bu halime istemiyor mu? Takdir belgesi alırsam çevrem sevinecek. Peki takdir belgesi alamayan ‘beni’ sevmeyecekler mi? Bir ömür böyle kalsam ve bulunduğum yerden bir adım dahi atmasam insanlar beni yeniden sevecek mi?”
İşte aslında öğretmen ve öğrenci arasındaki gerilimin temel nedeni budur. Öğretmen bir öğrenciyi bir şekilde dönüştürmek ister. Bu dönüşüm gayreti öğrenci tarafından “öğretmen beni sevmiyor” herhalde düşüncesini doğurur.
İnsanın bir eğitim yaşantısına dahil olması bir yönden faydalı olsa da can sıkıcı ve acı verici tarafları olduğu gerçeğini de anlamak gerekiyor. Çünkü bir kişin herhangi bir konuda gelişmesi o konuyla ilgili eksiklerini tamamlaması bu amaçla eksiklerini görmesiyle mümkündür. Ama kim eksiklerini görmekten memnun olur ki? Kim kusurlarıyla yüzleşmekten keyif alır? Aynaya baktığımızda yüzümüzde çıkan sivilceler hangi birimizi memnun eder? Matematik deneme sınavından 40 sorudan 3 doğru yapmak kime keyif verir?
Elbette keyif vermez. Elbette bilmediklerimizin ortaya çıkmasının keyif kaçıran bir yönü vardır. Eksik olmak, yetersiz olmak, bilgisiz olmak ve bunlarla yüzleşmek tadımızı muhakkak kaçırır. İşte çoğu kişi sırf bu tat kaçıklığını yaşamamak için öğrenmeye ve eğitime karşı mesafeli durur. Bir boks maçına çıktığınızda darbe yemeniz kaçınılmazdır. Ama darbe yemeden de nerede hata yaptığınızı kavramanız imkansızdır. Eğer darbe yemekten korkuyorsanız maça çıkmamak sizin için daha konforlu olabilir.
Değerli gençler! Nasıl ki bir elma tüm taraflarıyla olgun ve mükemmel değilse insanlar da tüm yönleriyle mükemmel değildir. Eksiklerinin, hatalarının, yanlışlarının, yetersizliklerinin olması bir elmanın bazı taraflarının yeşil, bazı taraflarının çürük, bazı taraflarının kurtlu olması kadar normal bir şeydir.
Birisi size ham taraflarınızı gösteriyorsa sizi kınamak için değil; nereyi olgunlaştırmanız gerektiğini söylüyordur. Bir öğretmen size eksiklerinizi söylüyorsa, hatalarınızla yüzleştiriyorsa sizi aşağılamak için değil; bu hatalarınızı gidermeniz için size geri bildirimde bulunuyordur.
Eğer bunu, sizi incitmeyecek bir ustalıkla yapıyorsa çok değerli bir hazineyle karşılaştığınızı unutmayın. Eğer bunu yaparken incinen bir tarafınız varsa da öğretmeni değiştirmeye çalışmak yerine “incinmeme” sanatını öğrenmeye gayret edin. Çünkü size yol aldıracak duruş budur.
Yorum bırakın